4/12/2009 - YAZIN TURİZM KIŞIN EĞİTİM
YAZIN TURİZM KIŞIN EĞİTİM
Geçenlerde bir televizyon programında Erzincan’ın Kemaliye ilçesi tanıtılıyordu. Kemaliye Belediye Başkanı Mustafa Haznedar, “Kemaliye yazın turizmden, kışın da üniversite gençliğinden kazanıyor” dedi. Yıllardır yazılarımda Şebinkarahisar için Beypazarı, Safranbolu ve benzeri yerleri örnek almamız gerektiğini vurguluyorum. ‘Ve benzeri’ yerlerden birisi de Kemaliye. Tarihi ve kültürel değerlerini korumuş ve bunları turizmin hizmetine sunmuş ender yerlerden birisi de Kemaliye’dir. Hem Kemaliye kent merkezi, hem de çevresindeki bazı köyler, ‘koruma ve yaşatma’ bilinci sayesinde kültür turizminin gözdesi oldular. Tabii ki bu kendiliğinden oluşmadı. Kemaliye’nin tarihi mirasını ve kültürünü yaşatmak isteyen duyarlı kişiler, sivil toplum örgütleri ve resmi yöneticiler el ele vererek bunu başardılar.
Amerika’yı yeniden keşfetmenin alemi yok. Şebinkarahisar için yararlanacağımız örnekler çok. Beypazarı, Safranbolu, Kemaliye, Birgi ve diğerleri.
Şebinkarahisar’da öncelikle yapılması gereken, Kaymakamlık ve Belediye önderliğinde, Giresun Üniversitesi, sivil toplum örgütleri ve konuya duyarlı şahsiyetleri de içine alan bir turizm komitesi oluşturmak olmalıdır. Akabinde, ‘Turizmde bir yıldız doğuyor: Şebinkarahisar’ adı altında büyük bir kampanya başlatılmalı. Şebinkarahisar’ın da üyesi olduğu Tarihi Kentler Birliği’nin kurucusu olan ÇEKÜL Vakfı’nın, bu kampanyaya her türlü desteği vereceğine inanıyorum.
Memleketlerine aşık olan gurbetçilerimiz ile yurdumuzun çeşitli yerlerinde kurulmuş vakıflarımız ve derneklerimiz, ‘Turizmde bir yıldız doğuyor:Şebinkarahisar’ kampanyasına azami desteği vereceklerdir. Çünkü unutulmuş ve kaderine terk edilmiş Şebinkarahisar, en çok onları üzüyor. Gurbetçilerimiz, yaz aylarında Şebinkarahisar ekonomisine hatırı sayılır katkıda bulunuyorlar. Şunu çok iddialı söylüyorum, turizm alanında bazı projeleri yaşama geçirdikçe ve Şebinkarahisar basında turizm yönüyle yer aldıkça, memleketini sık sık ziyaret etmeyen gurbetçi kalmayacaktır. Yani turizmdeki potansiyel müşterilerimizin başında gurbetçilerimiz yer alacaklardır.
Turizmde atılacak adımlar, yüksekokullarımızın da gelişmesine katkıda bulunacaktır. Şebinkarahisar’ın geri kalmışlığından ve yurt sorunu yüzünden kayıt yaptırmayan çok sayıda öğrenci var. Turizmde bir yıldız olan Şebinkarahisar’da kim okumak istemez. Turizmle birlikte hem öğrenci sayısı, hem de öğrencilerin ziyaretçi sayısı hızla artacaktır. İlçemizde okuyan her öğrenci, aynı zamanda bizim gönüllü turizm elçimiz olacaklardır. Böylece, turizmdeki potansiyel müşterilerimizin ikinci gurubunu da öğrenciler ve onların ziyaretçileri oluşturacaktır.
Turizm alanında attığımız adımlar belli bir eşiği geçince de, çevre ilçelerden, illerden, bölgemizden, yurt genelinden ve yurt dışından gelen ziyaretçilerimiz de hızla artacaktır.
Kemaliye Belediye Başkanı’nın söylediği sözleri, en kısa zamanda Şebinkarahisar Belediye Başkanı’nın da ağzından duymak dileğiyle…
METİN KÖMBE
04-12-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/12/2009 - BİRLİKTE MÜCADELE EDEN KAZANIR
BİRLİKTE MÜCADELE EDEN KAZANIR
AKP iktidarının tüm engelleme çabalarına rağmen, memurlar 25 Kasım’da çok katılımlı bir grev yaptılar. 25 Kasım tarihi, kamu çalışanları mücadelesinde bir dönüm noktası olacaktır. Lafta demokrat ve Avrupa Birlikçi olan AKP, kamu çalışanlarının en doğal haklarını kullanmasına şiddetle tepki gösterdi. Başbakan Erdoğan, ‘sonucuna katlanırlar’ diyerek memurları tehdit etti. Kamu çalışanları, yıllardır çeşitli ekonomik ve demokratik talepleri için mücadele ediyorlar. Bu mücadele sürecinde bazı kazanımlar da elde ettiler. Ancak, daha yolun başında sayılırlar. Çünkü uğruna mücadele ettikleri talep listesi oldukça uzun. Kamu çalışanları değişik konfederasyonların çatısı altında örgütlenseler de, taleplerinin çoğunluğu ortak talepler.
Bunları şöyle sıralayabiliriz:
-Demokratik bir çalışma yaşamı.
-Toplu sözleşme ve grev hakkı.
-Herkese güvenceli iş ve insanca bir ücret.
-4/b, 4/c, vekil, 4924, taşeron ve memur ayrımına son verilmesi, tüm güvencesiz çalıştırılanların kadroya alınması.
-Personel açığının acilen kadrolu istihdamla giderilmesi.
-Kaynakların sermayeye değil, işsizlik ve yoksullukla mücadeleye ayrılması.
-Herkese eşit, parasız ve nitelikli eğitim ve sağlık hizmeti. (Parasız eğitim, parasız sağlık.)
-Krizin bedelini ödememek.
KESK, KAMU SEN ve BİRLEŞİK KAMU İŞ Konfederasyonlarının ortaklaşa gerçekleştirdikleri bir günlük greve, AKP iktidarı yanlısı MEMUR SEN katılmadı. MEMUR SEN yetkililerine sormak gerekiyor: Yukarıda yazılı olan talepler sizin üyelerinizi ilgilendirmiyor mu? Sizin iktidardan bir talebiniz yok mu? Hiçbir yaptırımı olmayan toplu görüşme masasına koşa koşa gidiyorsunuz da, ne elde ediyorsunuz?
Evet, birleşen ve birlikte mücadele eden kazanır. Bu tarihin tunç yasasıdır. Kamu çalışanları, bir araya geldikleri, kenetlendikleri takdirde haklarını elde edebilirler. Kamu çalışanları sendikaları, çeşitli siyasi partilerin arka bahçesi olmamalıdır.
Çok sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Emperyalizmin Türkiye’yi bölme planları adım adım uygulanıyor. Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımları birer birer yok ediliyor. Kamu çalışanları sendikaları, ülkemizin yaşadığı bu hassas sorunlara duyarsız kalamazlar. Emperyalizme karşı, Cumhuriyet Devrimlerine saldıranlara karşı, tüm sendikalar kenetlenerek mücadele etmelidirler. Çünkü yukarıda sıralanan talepler, ancak tam bağımsız, özgür ve çağdaş bir Türkiye’de hayata geçirilebilir.
METİN KÖMBE
01-12-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
02-12-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/11/2009 - KÖYLER YAŞAMALIDIR
KÖYLER YAŞAMALIDIR
Birkaç haftadır, ÇEKÜL Vakfı’nın 20 yıldır kararlılıkla yürüttüğü projelere değiniyorum. Son olarak geçen hafta, ‘Köyler Yaşamalıdır’ isimli projeden söz etmiştim. Bu yazımda da aynı projeden söz edeceğim.
Son 60 yıldır izlenen yanlış sanayileşme politikaları yüzünden, kırsal nüfus kentlere akın etti. Plansız, programsız bir şekilde büyüyen kentler, insanlarımızı maalesef mutlu etmedi. Sanayileşme politikası, bölgeler ve iller arası dengeyi gözeterek yürütülmüş olsaydı, nüfus belli merkezlerde aşırı bir şekilde yoğunlaşmaz ve kentlerimiz de içinde yaşanılamayacak hale gelmezdi. Maalesef hatalar zinciri birbirini takip etti ve adına kent dediğimiz ucube yerleşim yerleri oluştu.
Peki çözüm nedir? Öncelikle yapılması gereken, mümkün olduğunca kısa sürede göç nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışmak ve geriye göçü özendirmek olmalıdır. Özellikle özgün yapıları pek bozulmamış kasabaları ve köyleri, hazırlanacak ve uygulanacak projelerle turistik yerler haline getirebilirsek, o yöre insanına çok büyük ekonomik kaynak yaratmış oluruz. Yerli olsun yabancı olsun bir turist, gittiği yörede oraya özgü ne varsa onları görmek, tatmak ve almak ister. Turizm sadece deniz, kum, güneş ve beton yığını oteller demek değil. Yöresel mimari dokusu korunmuş kasabalar ve köyler turistlerin çok ilgisini çekiyor. İşte bu tür kasabalarda ve köylerde yaşayanlar, turizmden hatırı sayılır miktarda paralar kazanıyorlar. ÇEKÜL Vakfı, bu güne kadar Anadolu’nun bir çok yerindeki kasaba ve köylerin, yukarıdaki anlayış doğrultusunda korunarak turizme kazandırılmasını sağladı. Vakfın bu doğrultuda yürüttüğü çalışmalardan birisi olan ‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’nin detayları şöyle:
“1950`li yıllarda Prof. Dr. Metin Sözen`in başlattığı, 1975 yılında Safranbolu`da ilk sonuçlarını almaya başlayan koruma-yaşatma çalışmalarında büyük bir hareketin parçası olarak düşünülen ‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’, ilk örgütlenme ve uygulama alanını aynı yıl Safranbolu`ya bağlı Yörük Köyü`nde buldu. Bunu takip eden yıllarda ÇEKÜL Vakfı çalışmalarının öncelikli gündemini oluşturan, özgün özelliklerini korumuş tarihi kentlerin yakınında aynı kültürün ve bütünün parçası olan köylerde devam eden proje, Bursa’nın Cumalıkızık, Kemaliye’nin Apçaağa, Akseki’nin Sarıhacılar ve Süleymaniye köyleri gibi örneklerle günümüze kadar sürdü.”
‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’’nin uygulandığı köyler:
-Karabük-Safranbolu-Yörük Köyü
-Bursa-Yıldırım-Cumalıkızık Köyü
-Erzincan-Kemaliye-Apçaağa Köyü
-Antalya-Akseki-Sarıhacılar Köyü
-Antalya-Akseki-Süleymaniye Köyü
-Kastamonu-Taşköprü-Abdalhasan Köyü
-Sivas-Zara-Bolucan Köyü
-Ankara-Kızılcahamam-Taşlıca Köyü
‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’, Şebinkarahisar’ın ve Silifke’nin özgün dokusu bozulmamaış köylerinde de uygulanabilir. Her iki ilçemizin yöneticilerinin konuya ilgi göstermelerini bekliyorum.
METİN KÖMBE
24-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
25-11-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/11/2009 - YARGIYA VE ORDUYA DARBE
YARGIYA VE ORDUYA DARBE
Hukuksuz ve kanunsuz telefon dinlemelerine karşı yargı mensupları tüm yurtta tepkilerini gösteriyorlar. Hemen hemen her kentimizde, avukatlar yürüyüşler ve basın açıklamaları yaparak iktidarı protesto ediyorlar. Bu yürüyüşlerden birisi de İstanbul’da yapıldı. Bundan birkaç gün önce İstanbul Taksim’de 47 Barodan gelen avukatlar, iktidarın yargıya karşı izlediği tutumu protesto etmek için yürüdüler. Yürüyüş boyunca, 'Gerçek hukuk devleti istiyoruz, yargıya sahip çıkıyoruz', 'Hakim, savcı, avukat adalet için el ele', 'Yargıyı sindirmek, hukukun üstünlüğünü yok etmek için yapılan yasa dışı dinlemeleri kınıyoruz' yazılı dövizleri ellerinde taşıyan avukatlar, sık sık 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz', 'AKP yargıya hesap verecek', 'Polis devleti istemiyoruz', 'Yargıya uzanan eller kırılsın' sloganları attılar. Avukatlar Taksim’e çıkınca, ilginç bir pankartla karşılaştılar. Büyük bir otelin dış cephesine asılmış olan pankartta, ‘Darbeci Baro Taksim’e Hoş geldin’ yazıyordu.
Evet, bu iktidara ve yandaşlarına göre ordu darbeci idi, şimdi yargıda darbeci oldu. Kim bu iktidarın hukuka ve kanuna aykırı icraatlarına karşı çıkıyor ve Cumhuriyet’in değerlerini savunuyorsa, hemen darbeci damgasını yiyor. İktidar yanlısı medya, akla hayale gelmeyecek karalamalarla ve suçlamalarla bu ülkenin en değerli kurumlarına, şahsiyetlerine saldırıyor. Özellikle orduya ve yargıya yönelik yürüttükleri yıpratma kampanyası, vatana ihanet suçundan başka bir şey değil. Türkiye’de ordu darbeci değil, tam aksine AKP iktidarı ve başta DTP olmak üzere tüm yandaşları orduya ve yargıya darbe yapmaktadırlar. Asıl darbeci kendileridir.
Yargıda yaşanan dinleme skandalına karşı bir tepki de avukatların çatı örgütü Türkiye Barolar Birliği’nden geldi. Barolar Birliği gazetelere verdiği ilanla, iktidarın yargıya yönelik çirkin tertiplerine tepki gösterdi. Siyasal iktidarın yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak nitelikteki uygulamalarının, hukuk devletini temelden sarstığı, adım adım otoriter bir sisteme gidildiği vurgulanan ilanda, özet olarak şu görüşlere yer verildi: “Anayasal olarak birbirine üstünlüğü bulunmaması gereken üç erkten biri olan yürütme; yasamaya egemen olma, yargıyı da kendisine bağımlı kılma girişimlerini hızlandırmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel organlarından olan yargı erki sürekli yara almakta, toplumun vicdanı ve güvencesi hırpalanmakta, ülkemiz bir kaos ortamına sürüklenmektedir.
Anayasamıza göre; kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel organları yasama, yürütme ve yargıdır. Sistemin esası, birbirine üstünlüğü olmayan bu üç erkin, belli devlet yetki ve görevlerini medeni bir işbölümü ve işbirliği içinde, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kullanmasından ibarettir.
Yine Anayasamız, bu üç erkten yargı bağımsızlığını güvence altına almış, ‘hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkeme ve hakimlere emir ve talimat veremeyeceğini, tavsiye ve telkinde bulunamayacağını’ hükme bağlamıştır.”
Evet, ordu ve yargı, toplumun en temel ihtiyaçları olan güvenlik ve adaleti sağlayan en güzide kurumlarımızdır. Onları göz bebeğimiz gibi korumalıyız. Yıpratılmaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit koymaktan başka bir şey değildir.
METİN KÖMBE
20-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Metin Kömbe © 2006, Silifke
metinkombe@hotmail.com
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım • gezimanya
|