GEZDİĞİM.. GÖRDÜĞÜM..

27/6/2009 - ORDUYA DARBE

Kategori: Siyaset

ORDUYA DARBE


Dincilerle ve Kürtçülerle kol kola olan, Atatürk’e ve onun devrimlerine sürekli saldıran, ABD ve AB’nin şakşakçılığını yapan Taraf gazetesinin başlattığı, ordumuzu suçlama ve karalama girişimi, kendine benzeyen tüm çevrelerde alkışlarla karşılandı ve destek gördü. Bu, Taraf gazetesinin orduya karşı ilk eylemi değil. Yayınlanmaya başlandığından bu yana, sürekli ordu aleyhinde manşetler atan Taraf gazetesi, AKP iktidarına da toz kondurmuyor.

Neymiş efendim, AKP’nin ve Fetullah Gülen’in engellenmesi doğrultusunda, orduda planlar yapılıyormuş. Bu düpedüz darbecilikmiş. Taraf gazetesinin yayınladığı belgenin sahte olduğunu Askeri Savcılık açıkladı. Sahte belgelerle sansasyon yaratmak, Taraf gazetesi ve benzeri yayın organlarının sürekli başvurdukları bir yöntem. Onların esas görevi, orduyu her fırsatta, her türlü yol ve yöntemi kullanarak karalamak. Taraf’ın yayınladığı belgenin sahte olduğu ortaya çıktı, ancak bu demek değil ki ordu bünyesinde irticaya karşı çalışma yapılmıyor. Ordumuz, dün olduğu gibi, bu gün de, yarın da Cumhuriyetimize düşman olan irticaya karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. Yani, Cumhuriyeti koruma ve kollama görevini yerine getirecektir. İrticayla mücadele doğrultusunda rapor hazırlamak suç değildir, aksine hazırlamamak suçtur.

Dincisi, Kürtçüsü, ikinci Cumhuriyetçisi, AB’cisi, kısacası ortak paydası Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı olan bütün çevreler, orduyu darbecilikle suçlamaktadırlar. Gerçekte ise, bu çevrelerin yaptığı orduya darbedir. Bunların işleri güçleri, günün yirmidört saati yalan haber üreterek, orduyu halkın gözünde karalamak ve küçük düşürmektir,

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Süheyl Batum, geçenlerde Avrasya TV’de katıldığı bir programda şunları söyledi: “Gelinen nokta çok vahim. Orduya saldıranlar daha önce dolaylı yolları kullanıyorlardı. Van 100.Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın örneğinde olduğu gibi, kimi rektörler, gazeteciler, sivil toplum örgütü başkanları üzerinden orduya saldırıyorlardı. Son olayda, direkt olarak, hiç aracı kullanmadan orduya saldırıyorlar.”

Evet, Prof. Batum çok can alıcı bir tahlil yaptı. Gelinen nokta ve gidişat hiç iç açıcı değil. Ordumuzun gözden düşürülmesi için, yıllardır hem dıştan (ABD ve AB), hem de içten (dincisi, Kürtçüsü, liboşu, döneği v.s.) psikolojik savaşın bütün yöntemleri uygulanıyor. Halkımızın en çok güvendiği kurum olan ordumuzun, tüm bu saldırılara karşı titizlikle korunması gerekiyor.

Çirkin ve hain karalamalara karşı mücadele ederek, ordumuza sahip çıkmalıyız. Ordumuz bizim gözbebeğimizdir. Ordumuz, ülkemizin kalkınması ve aydınlanması için her zaman öncü olmuştur.

 

METİN KÖMBE

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/6/2009 - YAYLALAR VE SAHİLLER ÇÖPLÜK DEĞİLDİR

Kategori: Çevre

YAYLALAR VE SAHİLLER ÇÖPLÜK DEĞİLDİR


Başlığı okuyunca, biliyorum hepiniz bana katılacaksınız. Hatta, ‘Sadece yaylalar ve sahiller mi, hiçbir yer çöplük değildir’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu sözünüzden dolayı da sizi yürekten alkışlıyorum. Tabii ki hiçbir yer çöplük değildir.

Yaz tatili başladı. Sahillere ve yaylalara doğru bir akın olacak. İnsanlar büyük kentlerin o stresli ve yorucu ortamından uzaklaşıp, gezmek, eğlenmek ve dinlenmek için tatil yörelerine gidecekler. Güle güle gitsinler. Gezmek, eğlenmek ve dinlenmek herkesin hakkı. Ama bir şartla; doğayı kirletmeden. Pikniğe giden bir vatandaşımız, vardığı piknik alanındaki çöpleri görünce sinirlenir, hatta bir küfür savurur. Ancak ne hikmetse, akşam dönerken kendisi de çöplerini orada bırakır. Bazıları çöpü olduğu gibi bırakmaz, bir poşete doldurur ve bir çalının arasına sokar. Aynen, kedinin pisliğini örttüğü gibi. Piknikçi orayı terk eder etmez, rüzgar ve hayvanlar o poşeti anında parçalar ve dağıtırlar.

Yaylalarda yapılan şenliklerde, şenlik bitip insanlar dağıldıktan sonra, şenlik alanı bir çöplüğü andırır. Şenlikte yapılan konuşmalarda, atılan nutuklarda, o yaylanın güzelliklerinden söz edilir, ‘Bu güzellikleri koruyalım, yaşatalım’ denir. Bu sözler herkes tarafından alkışlanır. Öte yandan, yaylayı kirletenler bu konuşmaları alkışlayanlardır.

İnsanın doğaya yaptığı her bilinçsiz müdahale (bu müdahale küçük de olsa) doğaya zarar verir. Yaylaları ve sahilleri kangren gibi kemiren en büyük tehlike betonlaşmadır. Doğanın insan eliyle nasıl katledildiği, bir yerin değişik zamanlarda çekilmiş fotoğraflarına bakınca çok daha iyi anlaşılır.

Ege ve Akdeniz sahilleri zaten betonlaştı. Şimdi de hızla yaylalar betonlaşıyor. Ciddi önlemler alınmazsa, yemyeşil yaylalar güzelliklerini kaybedecekler ve tanınmaz hale gelecekler.

Sahillerde ve yaylalarda, zaman zaman halkın geniş katılımı ile çevre temizliği yapılmalı. Örneğin, yaz başında, yaz ortasında ve yaz sonunda olmak üzere, üç defa çevre temizliği yapılabilir. Basında, bu türden çevre temizliği haberlerini ara sıra görüyoruz. Bazı belediyeler ve okullar, çevre temizliği kampanyaları düzenliyorlar. Bu örnekler çok güzel, ancak yetersiz. Yurt çapına yayılmalı ve yaygınlaşmalı. Muhtarlıklar ve köy dernekleri, çevre temizliği kampanyasına öncülük etmeliler. Geçen yaz, Silifke’nin Balandız köyünde çok güzel bir çevre temizliği yapmıştık ve köyün giriş ve çıkış noktalarına ‘Çevreye Çöp Atmayınız’ ibaresi yer alan tabelalar asmıştık. Bu yaz, Balandız’da kuruluş hazırlıklarını yürüttüğümüz müze ve kütüphanenin açılışından önce, yine geniş kapsamlı bir çevre temizliği yapacağız. Bundan sonraki yıllarda da her yaz çevre temizliği faaliyetini sürdüreceğiz.

Herkese, yurdumuzun masmavi sahillerinde ve yemyeşil yaylalarında, doğayı kirletmeden iyi tatiller diliyorum.

 

METİN KÖMBE

23-06-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR

24-06-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/6/2009 - TAŞELİ DOĞA GEZGİNLERİ GRUBU 70.YÜRÜYÜŞ

TAŞELİ DOĞA GEZGİNLERİ GRUBU 70.YÜRÜYÜŞ

70. yürüyüş güzergahı: Silifke-(Araçla 75km.)-Kıca-Sason Vadisi-Dere Köyü-(Araçla 75km.)-Silifke

Tarih: 21-06-2009 Pazar
Yol uzunluğu: 18km.
Katılan sayısı: 22

Katılanlar: Bilal Güner-Adnan Apaydın-Erol Taşçı-Muzaffer Kuztaş-Hasan Cura-Yasin Yılmaz-Mustafa Yetkin-Cihangir Akdemir-Metin Çapar-İmdat Kömbe-Fatma Apaydın-Olcay Taşçı-Mediha Cura-Nuriye Kuztaş-Nazan Çayırlı-Mustafa Saydam-Abdullah Uzun-Bahri Bekçi-Yusuf Bekçi-Ramazan Tutak-Zübeyde Doğan-Başak

Kamera: Adnan Apaydın

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/6/2009 - KÜLTÜR HAFTASI DEĞERLENDİRMESİ

KÜLTÜR HAFTASI DEĞERLENDİRMESİ


Kültür Haftası ile ilgili değerlendirmelerimi biraz gecikmeli de olsa sizlerle paylaşmak istiyorum. Her yıl, ‘Kültür Haftası sadece Silifke Belediyesi’nin üzerine yıkılmamalı. Bir vakıf veya benzeri bir kurum oluşturularak, Kültür Haftası bu kurum tarafından organize edilmeli’ diye yazılır ve söylenir. Ancak, bu güne kadar bu doğrultuda bir adım atılmış değil. Tüm yük yine Silifke Belediyesi’nin üzerinde. Silifke Belediyesi de elinden geldiğince bir şeyler yapıyor. Emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle, bu yılki kortej geçişinin çok sönük olduğunu belirtmeliyim. Geçmiş yıllardaki heyecan, coşku, görkem ve zenginlik yoktu. Korteji oluşturan gruplar, hem sayıca azdı, hem de coşkusuz bir havaları vardı. Önceki yıllarda gruplar, Hastane kavşağına kadar uzanırdı ve cadde boyunca gösteriler yaparak ilerlerlerdi. Korteje, Silifke’deki köy dernekleri ile kültür ve sanat derneklerinin katılımı da çok yetersizdi. Yeri gelmişken, Kavaklılar Derneği’ni yürekten kutladığımı belirtmek istiyorum. Her yıl, kortej geçişinde Yörük kültürünü değişik yönleriyle canlandırıyorlar. Kültür Haftası’na en büyük katkıyı sağlayan Kavaklıların örnek alınması gerekiyor.

Bir başka konu, Yörük çadırları ve buralarda yapılan etkinlikler. Geçmişte bu konudaki eleştiri ve önerilerimi çok yaptım. Ama henüz değişen bir şey olmadı. Yörük çadırı, Yörük çadırı gibi olmalı. Derme çatma, çadırdan başka her şeye benzeyen ucube şeylere asla izin verilmemeli. İnanın vatandaş alay ediyor. Yörük çadırı konusunda belirli bir standart oluşturularak, sadece köy muhtarlıkları ve dernekleri ile Silifke’deki kültür ve sanat derneklerine çadır kurma izni verilmeli. Her bir Yörük çadırı için tahsis edilecek yer de oldukça geniş olmalı. Öyle tıkış tıkış yerleştirme düzeni olmamalı. Kültür Haftası’nın günlük programlara yer verilen broşüründe, her gün 10-24 saatleri arasında ‘Otantik Yörük çadırlarında yöresel yemekler, yöresel sanatçılar ve seyirlik oyunlar’ yazıyor. Ancak bu yazılanlar, bir iki örnek hariç yaşama geçmiyor ve yazıldığı yerde kalıyor.

Bu yılki Kültür Haftası’na yöneltilen en büyük eleştirilerden birisi de seyyar satıcıların fazlalığı idi. Seyyar satıcılar adeta Silifke’yi işgal ettiler. Silifke büyük bir pazar yerine döndü.

Geçmiş yıllarda Kültür Haftası’nın içini dolduran etkinliklerden birisi de yapılan yarışmalardı. THM ve TSM dallarında yapılan amatör ses yarışmaları, şiir ve fotoğraf yarışmaları, sponsor bulunamadığı gerekçesiyle bu yıl yapılamadı. Bu yarışmalarda verilen ödüllerin toplamı ne kadardır bilmiyorum. Ancak, altından kalkılamayacak boyutta büyük rakamlar olduğunu sanmıyorum. Yine de, rakam büyük onun için sponsor bulunamıyor deniyorsa, ödül miktarını azaltalım, ama bu yarışmaları mutlaka yapalım. Bu yarışmalara verilecek ödül miktarını fazla bulanlar, Kültür Haftası’na gelen popüler sanatçılara ne rakamlar ödendiğini biliyorlar mı acaba?

Özet olarak şunu söyleyebilirim; Kültür Haftası daha sade ama daha nitelikli olmalı. Silifke alalade bir semt pazarına dönüşmemeli. Yöresel kültür sergilenmeli ve gelen konuklar buram buram Silifke’yi koklamalı.

 

METİN KÖMBE

17-06-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/6/2009 - DABAKHANE

Kategori: Şebinkarahisar

DABAKHANE


Çocukluğumda köyümüz Bayhasan’dan Şebinkarahisar’a giderken, Aspasa’da yolun altında ağaçların arasında tek başına bulunan bina çok ilgimi çekerdi. Etrafında köpeklerin çokça bulunduğu bina dabakhaneydi. Deri işleme atölyesi olan dabakhanenin çevresinde hiçbir bina yoktu. Şimdi Aspasa bir mahalle görünümünde. Dabakhane de binaların arasında kalmış durumda. Geçtiğimiz Nisan ayında, ‘Anadolu’nun Sıcak Yüzleri’ adlı programın çekimleri için TRT ekibi ile Emekli Öğretmen Ali Yolcubal’ın evine gittiğimizde, dabakhane binasını inceledim ve fotoğraflarını çektim. Kapısı kapalı olduğundan, içerisini pencerelerden şöyle bir görebildim. Uzun bir süre önce faaliyeti durdurulmuş olan dabakhanenin, taş duvarlı dış görünümü oldukça etkileyiciydi. Pencerelerden gördüğüm kadarıyla içerisi de orijinal haliyle duruyordu. Bu bina koruma altına alınmalı. Mülkiyet sahibi kesinlikle mağdur edilmeden, aslına uygun bir şekilde onarılarak turizme kazandırılmalı.

Yerli olsun, yabancı olsun, bir yere giden turist, oraya özgü doğal güzellikler ile tarihi ve kültürel dokuyu görmek ister. Kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin icra edildiği üretim atölyeleri, turistlerin en çok görmek istedikleri yerlerdendir. Turizm ve koruma bilincinin üst düzeyde olduğu ülkelerde, bu tür yerler (değirmenler, sabun, zeytinyağı, şarap imalathaneleri v.b.) aslına uygun onarılarak turistlerin ziyaretine açılmaktadır. Çoğunlukla bu tür atölyelerin yakınında modern yöntemlerle aynı işler yapılmakta ve ziyaretçiler her ikisini de bir arada görebilmektedirler.

Şebinkarahisar’da korunması gereken birçok yapı, şu veya bu nedenle yok edildi. Ne acıdır ki halen de yok ediliyor. Vilayet olmamız gerekir diyoruz, kalkınmamız gerekir diyoruz. Diyoruz da, gereğini yapıyor muyuz? Lafa gelince, tarihi bir şehir olduğumuzu söylüyoruz ve bununla da böbürleniyoruz. Peki, tarihi bir şehir olmanın gereklerini yerine getiriyor muyuz? Yukarıda değindiğim dabakhane sadece bir örnek. Şebinkarahisar’da (şehir merkezinde, mahallelerde ve köylerde), dabakhane gibi henüz yok olmamış, korunmaya alınması gereken binalar halen mevcut. Bu binalar titiz bir çalışma ile tespit edilmeli ve öncelikle Şebinkarahisarlılara duyurulmalı. Bu binalara neden sahip çıkılarak korunması gerektiği, Şebinkarahisarlılara ısrarla anlatılmalı. Bu binalar ile ilgili projeler hazırlanarak (onarım ve onarımdan sonraki kullanış amacı ile ilgili), resmi ve özel çeşitli kurum ve kuruluşlar ile gurbetteki Şebinkarahisarlılara iletilmeli. Bu güne kadar katkının ve dayanışmanın en güzel örneklerini sergileyen Şebinkarahisarlı iş adamlarımız ve derneklerimiz, Şebinkarahisar’ın turizm alanında da sıçrama yapmasını sağlayacak projelere ilgi göstereceklerdir.

Buradan özellikle köy derneklerimize bir çağrıda bulunuyorum. Köylerinde boş duran okul binalarını köy müzesi ve kütüphanesi haline getirebilirler. Bu hem çok kolay, hem de çok yönlü bir proje. Şebinkarahisar’a geldiklerinde Bayhasan Köyü’ne (4 km.) giderek örnek köy müzesi ve kütüphanesini görebilirler.

Eski dabakhane projesi, köy müzeleri ve kütüphaneleri projesi v.b. projeler, inanıyorum ki Şebinkarahisar’da turizmin önünü açacak projelerdir.

 

METİN KÖMBE

16-06-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR

Şebİn-tabakhane4-2009 001 Şebİn-tabakhane4-2009 024 Şebİn-tabakhane4-2009 023 Şebİn-tabakhane4-2009 009 Şebİn-tabakhane4-2009 017 Şebİn-tabakhane4-2009 014 Şebİn-tabakhane4-2009 008 Şebİn-tabakhane4-2009 011 Şebİn-tabakhane4-2009 013 Şebİn-tabakhane4-2009 018 Şebİn-tabakhane4-2009 019 Şebİn-tabakhane4-2009 021 Şebİn-tabakhane4-2009 025
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Metin Kömbe © 2006, Silifke metinkombe@hotmail.com

Kategoriler

  • Balandız Köyü-Silifke
  • Bayhasan Köyü-Şebinkarahisar
  • Eğitim ve Sağlık
  • Geziler
  • Kabasakallı-Silifke
  • Kalemimden
  • Karadeniz
  • Kavak Köyü-Silifke
  • Köy Müzeleri ve Kütüphaneleri
  • Kültür ve Sanat
  • Kırtıl Köyü-Silifke
  • Mektuplar
  • Silifke Yazıları
  • Siyaset
  • Sizden Gelenler
  • Taşeli Doğa Gezginleri Grubu
  • Taşeli Kültür ve Sanat Derneği
  • Çatak Köyü-Silifke
  • Çevre
  • Şebinkarahisar
  • Arkadaşlarım

    gezimanya
    teknotr
    kerrar