GEZDİĞİM.. GÖRDÜĞÜM..

12/10/2007 - PROF. DR. OKTAY BODUR

Kategori: Kalemimden

Değerli dostum, ağabeyim, arkadaşım Prof. Dr. Oktay Bodur’u kaybettik. Gazetemiz yazarlarından Yüksel Bütün ağabeyimin tabiriyle, ‘öteki yakaya uğurladık’. Hani derler ya, ‘geç buldum, çabuk kaybettim’ diye, işte ben de onu çabuk kaybettim. Doğaya, tarihe ve Silifke’ye sevdalı Oktay ağabeyle tanışmam, internet siteme 7-5-2006 tarihinde yazdığı şu mesajla başlamıştı: “Metin Bey, ben de sizlerin yürüyüşlerine katılmayı çok isterdim. Ama ben maalesef İstanbul'dayım. Sizden bu gezileriniz sırasında bir şey yapmanızı rica edebilir miyim. Karakabaklı-Yenibahçe geziniz sırasında görmüşsünüzdür sanırım, taşlara yağlı boya ile ‘Aşağı Dünya’ ve ‘Işıkkale’ yazıları yazılmıştı.1998 baharında ben yazmıştım o yazıları. Daha sonra başkalarından, o yazıların yön bulmada işlerine yaradığını duyunca çok sevindim. Siz de yanınızda bir küçük boya kutusu ile bir fırça bulundurursanız, hiç olmazsa taşlara yöreyi bilmeyenlere yönelik bilgiler yazarsanız, çok yararlı bir iş yapmış olursunuz. Bazen bir yol ağzına geliyorsunuz, ortada hiç kimse yok. O nedenle, lütfen gezerken bir yandan da işaretleme yapmaya çalışırsanız sizden sonra gezecekler çok rahat eder. Yıllar önce, işaret olmadığı için Adamkayalar’ı saatlerce aradım ve bulamadım. Ama sonra, işaretler sayesinde kimseye sormadan buldum. Meğersem, ilk gelişimde yanından dönmüşüm. Sizlere iyi gezmeler dilerim.”

 

 

 

Hemen mesajına yanıt verdim ve Silifke’ye, yürüyüşlerimize davet ettim. Dedim ya, tam bir Silifke sevdalısı olan ve festivallerimizi mümkün olduğunca kaçırmayan Oktay ağabey, festivalde çıktı geldi. Tanıştık ve ayağının tozuyla Taşeli Doğa Gezginleri Grubumuzla birlikte Gökbelen-Yeşilovacık yürüyüşümüze katıldı. O günden sonra artık hiç kopmadık. Sık sık Silifke’ye geldi. Her gelişinde, Silifke’nin doğasını ve tarihi mekânlarını keşfe çıktık. Doğal güzellikleri ve tarihi dokuyu bozmadan, koruyarak ve daha da güzelleştirerek yaşamanın mümkün olduğunu, bıkıp usanmadan her yerde, herkese anlatıyordu. Başta kaymakamımız olmak üzere, yerel yöneticilerimize fikir, öneri ve projelerini iletiyordu. Birlikte Kaymakamımız Ahmet Beyoğlu’nu ziyaret etmiş, proje dosyaları sunmuştuk. Silifke’ye neler önermiyordu ki… Silifke-Mut, Silifke-Yeşilovacık yollarına sağlı, sollu zakkum ve hayıt dikilmesi. Silifke kent merkezinin çevresinde bulunan üç tepeye (Erenler, Azı ve Şahanlık tepeleri) seyir kulesi, lokanta, kafeterya ve şahin heykeli yapılması. Say mahallesine turizme yönelik proje. (Say mahallesindeki antik mezarlığın temizlenmesi, bakımının yapılması. Say mahallesindeki evlerin rengârenk boyanması. Otantik, müzikli eğlence yerlerinin yapılması.) Bunlar önerdiği projelerin birkaçı. Benim yürüttüğüm ‘Köy Müzeleri ve Kütüphaneleri Pojesi’ne de çok ilgi gösteriyordu.

Evet, Oktay ağabeyi çok erken kaybettim. Yılbaşında emekli olacak ve Silifke’ye yerleşecekti. Birlikte gerçekleştireceğimiz çok proje vardı. Ben ve arkadaşlarım onu çok sevmiştik. O’nun fikirlerinin ve projelerinin yaşama geçmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Rahat uyusun…

 

10-10-2007 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/12/2006 - SARIÇİÇEK'TEN ÇANAKKALE'YE

Kategori: Kalemimden

“…. Sarıçiçek yaylasına vardık. Envayi çeşit çiçekler açmış. Koyunlar, kuzular yayılıyorlar. Ama nasıl biliyor musunuz, kar gibi bembeyazlar. Oradan sonra Çanakkale Boğazı’ndan dolaştık geldik….”

Arkadaşım Burhan Çalık’ın babası semerci Rüstem Amca anlattıkça anlatıyor, devrilen kadehlerin sayısı arttıkça da anlatılanlar birbirine karışıyordu. Şebinkarahisar’ın (Giresun) Sarıçiçek yaylası nere, Çanakkale Boğazı nere…

 

                              Şebinkarahisar

 

Dedim ya, kadehler devrilince sözcükler de devriliyordu. Rahmetli Rüstem Amca, artık neredeyse yok olmuş olan semercilik mesleğinin son temsilcilerindendi. İyi ustaydı ve mesleğini severek yapardı. Burhan’la birlikte Şebinkarahisar’a her gittiğimizde oturur, sohbet ederdik. Özellikle eskileri deşelerdik. Hele hele, dükkan komşuları fotoğrafçı Kör Hasan ile yine fotoğrafçı Abdurahman Emmi’nin atışmalarıyla ilgili anlattıkları nerdeyse bir kitap oluştururdu. Rüstem Amca’nın bir de E-5 takıntısı vardı. Bundan 25-30 yıl önce tabii ki otoyollar yoktu. En mühim yol E-5 idi. Rüstem Amca İstanbul’a Burhan’ın yanına gittiğinde, geçtikleri her geniş yolda “Burhan burası E-5 mi” diye sorarmış.

Eskilerden ve Şebinkarahisar’dan söz edince, bazı şahsiyetler ve olaylar film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Renkli şahsiyetlerin birisi de yine Burhan’ın dayısı olan ‘Günün Berberi’ Abdullah Abi idi. 70’li yıllar, kışın kar diz boyu… Abdullah Abi kavurmayı bize verir vermez, taş fırına varırdık. Odun ateşinde pişen o nefis kavurmalı pideleri, duble (İzmir) çaylar eşliğinde berber dükkanında mideye indirirdik. O pideleri unutmak mümkün mü? Abdullah Abi, Ankara’daki Bakanlıkların ve devlet dairelerinin hemen hepsinde arkadaşlarının olduğunu söyler ve bununla övünürdü. Bu konudan öyle söz ederdi ki, sanki dersiniz devleti o idare ediyordu. Hani eskilerin bir tabiri vardı ya, ‘ipten adam almak’ diye, işte Abdullah Abi öyle birisi olduğunu iddia ederdi. Öğrencilik yıllarımızda yaptığımız kabahatler kulağına gidince de, bizi bir duvar dibine çeker, ‘Ey yavrum ben size tembehlemedim mi?’ derdi.

 

 

                  Şebinkarahisar'da eski çarşı

 

Bir başka renkli şahsiyet şoför Turan Abi’yi hatırlamamak mümkün mü? Uzun boylu, kara yağız, pala bıyıklı… İnce burunlu, yumurta topuklu ve de ökçesine basılmış ayakkabılarıyla 70’lerin klasik şoför tipi. Şebinkarahisar’dan Ankara’ya ve İstanbul’a yolcu taşırdı. Yolculuklarda sohbetine doyum olmazdı. Bir seferinde Burhan’la birlikte Ankara’dan Şebinkarahisar’a gidiyoruz. Turan Abi direksiyonu diğer şoföre verdikten sonra geldi yanımıza oturdu. Kısa bir hoşbeşten sonra, sağımızda, solumuzda oturan ve hepsi Şebinkarahisar’ın köylerinden olan yolcularla çekişmeli bir ‘köylü-şeherli’ muhabbeti başladı. Köylüler neredeyse hep bir ağızdan., “Köylü olmasa şeherli aç kalır” derken, Turan Abi, “Hadi oradan, şeherli sayesinde sırtınız mintan, ayağınız pabuç gördü” diyor ve de ekliyor, “Şehere gelince lokantaya girip çorba içiyorsunuz. Çıkarken kapıda durup iki saat kürdanla dişinizi karıştırıyorsunuz. Mübarek, sanki kebap yediniz”.

14-06-2006 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/12/2006 - TOPTAN KUTLAMA

Kategori: Kalemimden

İspanya’ya yaptıkları bir gezide, 39 kişinin ‘Hoop’ diyerek durduramadığı tur otobüsünü ‘Stop’ diyerek durduran ve olası bir kazayı önleyen Adanalı dostum Bünyamin Eşelioğlu’ndan daha önce de söz etmiştim. Tam bir espri küpü olan Bünyamin, basını iyi takip ettiği için Silifke’de olan bitenden bir çok Silifkeliden daha fazla haberdardır. Sohbetlerimizde, Silifke’nin basında çok yer almasının övünülecek bir durum olduğunu, hele hele kültür ve sanat haberlerinin çok sık çıktığını vurgular.

Bünyamin, dostlarını önemli günlerde aramayı da asla ihmal etmez. Örneğin, ortak dostumuz Murat Değirmenci’ye mesaj çekerek Ardahan’ın kurtuluş yıldönümünü kutlamış. Bunu duyan eşimin, “Bünyamin abi alacağın olsun, sen Murat’ın memleketinin kurtuluş yıldönümünü kutluyorsun da, benim doğum günümü unutuyorsun” serzenişlerine karşılık, “Ama o takvime yazdırmış, sen de takvime yazdır seninkini de kutlayalım” demez mi… Dedim ya, Bünyamin bu, hazır cevaptır ve altta kalmaz. Aynı günün akşamı ise e-mail yoluyla şu mesajı gönderir: “Silifke’nin, Mersin’in, Giresun’un, Şebinkarahisar’ın tüm önemli günlerinin yıldönümlerini kutlarım. Metin, İmdat ve Irmak’ın doğum günlerini, İmdat-Metin’in evlilik yıldönümünü, işe giriş yıldönümlerinizi, Bünyamin-Güllü’yle tanışmanızın yıldönümünü, birlikte eğlencelerimizin hafta ve ay dönümlerini ve ayrıca aklıma gelmeyen tüm etkinliklerimizin yıldönümlerini kutlarım. Yalnız bu kutlama 2010 yılına kadar geçerlidir…”

 

 

Lafı Bünyamin’den açmışken onun incilerinden bir iki tane daha sıralayayım. Bünyamin bir gün arkadaşlarımız Muhittin ve Soner’le birlikte hamama gider. Sıcak göbek taşına uzanınca yanlarına tellak gelir. Bünyamin tellağın kulağına eğilerek ve de Soner’i işaret ederek, “Ben ağayım, bu da benim işçim. Bunu iyice temizle ve sonra başka bir bölüme götür. Bizim yanımızda durmasın” der. Tellak Soner’i iyice yıkar ve işi bittikten sonra tutar kolundan çekiştirerek götürmeye çalışır. Soner ne oluyor diye bir tellağa bir de Bünyamin ve Muhittin’e bakarken, tellak, “Ağan götürmemi söyledi” der. Bunun üzerine Soner kalayı, Bünyamin ise kahkahayı basar.

Yine bir gün, Bünyamin İmamoğlu’ndan Adana’ya dönmektedir. Radyoda yerel bir kanalda dinleyici istekleri çalınmaktadır. Spiker bayan telefonun diğer ucundaki erkek dinleyiciye şarkıyı kimler için istediğini sorar. Dinleyici, “eski eşim, eski kayınvalidem, eski kayınpederim, eski baldımız, eski kayınbiraderim….” için istiyorum der. Spiker, “Peki hangi şarkıyı çalalım” dediğinde ise, “Elalarını elalarını, Allah versin belalarını” yanıtını alır. Tabii Bünyamin basar kahkahayı.

Dedim ya, Bünyamin espri küpü. Gördüklerini duyduklarını hemen belleğine kaydeder ve dostlarına ulaştırır. Silifke’yi seven ve sık sık ziyaret eden arkadaşım Bünyamin, şayet Adana’daki Silifkeliler bir dernek kurarlarsa derneğin fahri üyesi olur ve de katkıda bulunur. Bundan hiç şüphem yoktur. Silifke’den Bünyamin’e, Adana’ya ve İmamoğlu’na kucak dolusu selamlar gönderiyorum.

07-06-2006 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/12/2006 - YAŞA VAROL HARBİYE

Kategori: Kalemimden

Yaşa, varol Harbiye, yıkılmaz satvetinle.

Göklerden gelen bir ses, sana ne diyor dinle.

“Türk vatanı üstünde, sönmez güneşsin sen.

Kartal yuvalarında hürdür millet seninle.”

 

Bugün, Kara Harp Okulu Marşı’nın bir bölümünü sizlerle paylaşmak istedim. İnanın, birkaç gündür sanki mutluluktan uçuyorum. Nasıl uçmayayım ki? Şanlı yuva Harbiye’nin 1981 yılı mezunları olarak, geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara’da toplandık. Koskoca 25 yıl geçmişti. Yıllardır görmediğimiz devre arkadaşlarımızla sarıldık, kucaklaştık. Birçok arkadaşımız eş ve çocuklarıyla gelmişti. İlk buluşma yerimiz, en büyük Harbiyeli, ulu önder Atatürk’ün ebedi istirahatgâhıydı. Büyük bir özlemle, kendisine saygımızı ve bağlılığımızı tekrar vurguladık.

 

 

Ata’mıza veda ettikten sonra, ver elini yuvamız Harbiye. Heyecandan kalbimiz küt küt atıyor. Ne günler geçirmiştik, ne anılarımız kalmıştı bu yuvada. İnanın yaşadığımız duyguları kağıda dökmek gerçekten zor. Öğrenim gördüğümüz sınıflara girdik, sıralarımıza oturduk. Yemekhanemizde yemek yedik, gazinomuzda çay içtik. Yattığımız koğuşları dolaştık. Bugünün genç Harbiyelileriyle sohbet ettik. Okulumuzda 25 yıl içinde birçok değişiklik olmuş. Çağın ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bölümler açılmış. Harbiyelilerin daha mükemmel yetişmeleri için gerekli olan fiziki olanaklar artırılmış. ‘Atatürk ve Harbiyeli Anıtı’ ile ‘Harbiyeli Şehitler Anıtı’ ise insanın tüylerini ürpertiyor. Özellikle bu iki anıtı Harbiye’ye kazandıranları kutluyorum.

 

                      Atatürk ve Harbiyeli Anıtı

 

                Harbiyeli Şehitler Anıtı

 

Bu arada, çok zengin bir koleksiyona sahip olan Harbiye Müzesi’ni de gezmeyi ihmal etmedik. Duygu dolu Harbiye ziyaretinden sonra, akşam Kızılay’da bulunan Harp Okulu Lokali’ndeki kokteyle katıldık. Eski anılar, şakalaşmalar, adres alıp vermeler… Derken saatler su gibi akıp geçti. Birbirimize doyamadık. Bu arada, aramızdaki iletişimi sağlamak ve bağları daha da güçlendirmek amacıyla, emekli olup da Ankara’ya yerleşen arkadaşlarımız ‘81’liler Derneği’ adıyla bir dernek kurmuşlar. Hepimiz üye olduk. Artık daha sık görüşeceğiz ve bir takım projeler gerçekleştireceğiz. Bir araya gelmişken, sıcağı sıcağına, Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun oluşumuzun 30. yılı dolayısıyla 22 Nisan 2007 tarihinde Kuleli’de buluşmayı kararlaştırdık. Bizi gururlandıran bir başka konu da üç arkadaşımızın geçtiğimiz 30 Ağustos’ta general olmaları oldu. M.Serdar Ekizoğlu, Abdullah Barutçu ve Ergüder Toptaş Tuğgeneral oldular. Kara Harp Okulu Dekanı olan devre arkadaşımız Tuğgeneral Ergüder Toptaş bize çok güzel ev sahipliği yaptı. Önümüzdeki 30 Ağustos’ta da devremizden başka generaller çıkacaktır. Bundan hiç kuşkumuz yoktur.

17-05-2006 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/12/2006 - TEBRİK KARTLARI, KREDİ KARTLARI

Kategori: Kalemimden

PTT, gençlerimize posta kartı yazma alışkanlığını kazandırmak için çeşitli çalışmalar yürütüyor. Bunlardan birisi posta kartıyla yarışma. PTT, Türkiye genelinde ilk ve orta öğretim öğrencilerine yönelik ‘Posta Kartıyla Mesaj Yarışması’ düzenlemiş. İlköğretim öğrencilerinin sevgi, özlem, hayal zenginliği, kimsesiz, yoksul ve yaşlılara sahip çıkma, ortaöğretim öğrencilerinin ise duygusallık, kahramanlık, heyecan ve coşku, ahlak ve erdem konulu mesajlarını içermesi gereken posta kartları PTT merkezlerinden temin edilebilecekmiş. 50 kelimeyi geçmemesi gereken mesajlar, bir komisyonca seçilecek, beğenilen her mesaj için 800 YTL ve pul albümü hediye edilecekmiş. Posta kartlarının PTT Genel Müdürlüğü Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği 06101 Ulus-Ankara adresine gönderilmesi gerekiyor. Son başvuru tarihi 15 Şubat.

İkinci etkinlik ise indirim kampanyası. PTT, çeşitli tarihlerde tedavüle çıkardığı ve 25 Ykr’dan satılan tebrik kartlarının fiyatını 10 Ykr’ye indirmiş. Yetkililer, son yıllardaki iletişimdeki gelişmelerden, özellikle cep telefonu ve internet kullanımının yaygınlaşmasından dolayı tebrik gönderme trafiğinde düşüşler olduğunu söylüyorlar. Ayrıca bu düşüşün hem bir geleneğin kaybolmaya yüz tutmasına, hem de PTT’nin maddi kaybına yol açtığı için indirim yapıldığını vurguluyorlar.

Ne demişler, ‘Söz uçar yazı kalır’. Sevdiklerimize, eş ve dostlarımıza yazacağımız tebrik kartları yıllarca saklanır. Arada sırada çıkarıp okundukça da hatıralar canlanır. Duygularımızı en iyi şekilde ifade edebileceğimiz tebrik kartlarından vazgeçmeyelim. Ne cep mesajı, ne de internet onun yerini asla dolduramaz.

                                      XXX

Kredi kartları hayatımızı kolaylaştırmak için icat edildi. Fakat çok ocakları da söndürüyor. Bankalar her önüne gelene kart dağıtıyor. Kredi kartlarının zararlarını asgariye indirmek için çeşitli öneriler ortaya atılıyor. İşte onlardan biri: Adana Sanayici ve İşadamları Derneği (ADSİAD) Başkanı Süleyman Onatça, sigara paketlerinin üzerine yazılan ve yasal zorunluluk olan ‘Sigara Sağlığa Zararlıdır’ uyarısına benzer bir uyarının, kredi kartları için de yapılmasının, kredi kartı batağının önlenmesine katkı sağlayabileceğini savunmuş. Onatça, kredi kartlarının gelişmiş ülkelerde hırsızlık, yan kesicilik, kapkaç gibi olaylara önlem olabilmesi için nakit para yerine, Türkiye’de ise bilinçsizce kullanıldığına dikkat çekerek, ‘Üzülmemek için yanlış kullanma’, ‘Geleceğini ipotek altına alma’ ya da ‘Kullanmadan iyi düşün’ şeklinde olabilecek uyarıların kredi kartı batağının önlenmesine katkı sağlayacağına inandığını dile getirmiş.

18-01-2006 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Metin Kömbe © 2006, Silifke metinkombe@hotmail.com

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Konuk Defterim

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
gezimanya