17/6/2009 - KÜLTÜR HAFTASI DEĞERLENDİRMESİ
KÜLTÜR HAFTASI DEĞERLENDİRMESİ
Kültür Haftası ile ilgili değerlendirmelerimi biraz gecikmeli de olsa sizlerle paylaşmak istiyorum. Her yıl, ‘Kültür Haftası sadece Silifke Belediyesi’nin üzerine yıkılmamalı. Bir vakıf veya benzeri bir kurum oluşturularak, Kültür Haftası bu kurum tarafından organize edilmeli’ diye yazılır ve söylenir. Ancak, bu güne kadar bu doğrultuda bir adım atılmış değil. Tüm yük yine Silifke Belediyesi’nin üzerinde. Silifke Belediyesi de elinden geldiğince bir şeyler yapıyor. Emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum.
Öncelikle, bu yılki kortej geçişinin çok sönük olduğunu belirtmeliyim. Geçmiş yıllardaki heyecan, coşku, görkem ve zenginlik yoktu. Korteji oluşturan gruplar, hem sayıca azdı, hem de coşkusuz bir havaları vardı. Önceki yıllarda gruplar, Hastane kavşağına kadar uzanırdı ve cadde boyunca gösteriler yaparak ilerlerlerdi. Korteje, Silifke’deki köy dernekleri ile kültür ve sanat derneklerinin katılımı da çok yetersizdi. Yeri gelmişken, Kavaklılar Derneği’ni yürekten kutladığımı belirtmek istiyorum. Her yıl, kortej geçişinde Yörük kültürünü değişik yönleriyle canlandırıyorlar. Kültür Haftası’na en büyük katkıyı sağlayan Kavaklıların örnek alınması gerekiyor. Bir başka konu, Yörük çadırları ve buralarda yapılan etkinlikler. Geçmişte bu konudaki eleştiri ve önerilerimi çok yaptım. Ama henüz değişen bir şey olmadı. Yörük çadırı, Yörük çadırı gibi olmalı. Derme çatma, çadırdan başka her şeye benzeyen ucube şeylere asla izin verilmemeli. İnanın vatandaş alay ediyor. Yörük çadırı konusunda belirli bir standart oluşturularak, sadece köy muhtarlıkları ve dernekleri ile Silifke’deki kültür ve sanat derneklerine çadır kurma izni verilmeli. Her bir Yörük çadırı için tahsis edilecek yer de oldukça geniş olmalı. Öyle tıkış tıkış yerleştirme düzeni olmamalı. Kültür Haftası’nın günlük programlara yer verilen broşüründe, her gün 10-24 saatleri arasında ‘Otantik Yörük çadırlarında yöresel yemekler, yöresel sanatçılar ve seyirlik oyunlar’ yazıyor. Ancak bu yazılanlar, bir iki örnek hariç yaşama geçmiyor ve yazıldığı yerde kalıyor. Bu yılki Kültür Haftası’na yöneltilen en büyük eleştirilerden birisi de seyyar satıcıların fazlalığı idi. Seyyar satıcılar adeta Silifke’yi işgal ettiler. Silifke büyük bir pazar yerine döndü. Geçmiş yıllarda Kültür Haftası’nın içini dolduran etkinliklerden birisi de yapılan yarışmalardı. THM ve TSM dallarında yapılan amatör ses yarışmaları, şiir ve fotoğraf yarışmaları, sponsor bulunamadığı gerekçesiyle bu yıl yapılamadı. Bu yarışmalarda verilen ödüllerin toplamı ne kadardır bilmiyorum. Ancak, altından kalkılamayacak boyutta büyük rakamlar olduğunu sanmıyorum. Yine de, rakam büyük onun için sponsor bulunamıyor deniyorsa, ödül miktarını azaltalım, ama bu yarışmaları mutlaka yapalım. Bu yarışmalara verilecek ödül miktarını fazla bulanlar, Kültür Haftası’na gelen popüler sanatçılara ne rakamlar ödendiğini biliyorlar mı acaba? Özet olarak şunu söyleyebilirim; Kültür Haftası daha sade ama daha nitelikli olmalı. Silifke alalade bir semt pazarına dönüşmemeli. Yöresel kültür sergilenmeli ve gelen konuklar buram buram Silifke’yi koklamalı. METİN KÖMBE 17-06-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/4/2008 - SİLİFKE BİRGÜN GAZETESİ'NDE

12-04-2008
SAYFA 1
BEREKETLİ TOPRAKLAR Yoğurdun efendisi, Akdeniz’in incisi: Silifke Silifke, yoğurdu, çileği, kumsalları, cenneti andıran Göksu Deltası kadar; dört yana saçılmış ve antik kentleriyle de dikkat çekiyor. »ERSOY SOYDAN
SAYFA 2
BEREKETLİ TOPRAKLAR: Akdeniz’in incisi, yoğurdun efendisi: Silifke
Bu hafta Akdeniz’in incilerinden birine, Silifke’ye gidiyoruz. Silifke, dillere destan yoğurdu, çileği, kilometrelerce uzanan kumsalları, yemyeşil yaylaları, cenneti andıran Göksu Deltası kadar; dört bir yanına saçılmış ve adeta bir açık hava müzesini andıran antik kentleriyle de dikkat çekiyor. Silifke deyince akla ilk olarak türkülere konu olan yoğurdu geliyor. Keçi ve koyun sütlerinin karıştırılmasıyla yapılan yoğurt Yörükler için başlıca gelir kaynağı olduğu için Silifkeliler için ayrı bir önem taşıyor. İlçe halkının büyük bölümü yakın zamana kadar yaylalarda yaşayan Yörüklerden oluştuğu için zengin folkloründe Yörük kültürünün izi görülüyor. Şimdilerde yoğurdu kadar çileği de ünlenmiş durumda, zira Türkiye’deki çilek üretiminin önemli bir bölümü Silifke civarında yapılıyor artık… Sırtını Toroslar’a yaslayan ve Silifke Kalesi’nin eteklerinde gelişen ilçeyi Göksu Nehri ikiye bölüyor. Silifke adını Büyük İskender’in generallerinden Seleucos Nicator’dan almış. Nicator, şimdiki Taşucu’nun yerinde bulunan Holmi halkını Silifke’ye yerleştirerek kendi adını verdiği bir kent (Seleukeia) kurmuş. Bizans ve Osmanlı döneminde de önemini sürdüren Silifke 1933’e kadar İçel ilinin merkeziymiş, o yıl yapılan bir değişiklikle İçel ilinin merkezi Mersin’e taşınmış. İlçe merkezi geçmişin izleriyle dolu. Ortaçağ yapısı olduğu kabul edilen kalesi bütün görkemiyle ayakta. Kalenin eteklerinde Tekir Ambarı olarak bilinen bir su sarnıcı var. Göksu Nehri’nin üzerindeki Taşköprü ve yalnızca bir sütunu sağlam durumda olan Jüpiter Tapınağı da ilçedeki Roma dönemi kalıntılarından. Selçuklu dönemi yapısı Alaaddin (Merkez) Camisi de ilçedeki görülmeye değer yapılar arasında. İlçenin yakınlarındaki bir tepenin üzerinde de Aya (Azize) Thekla’nın adına inşa edilen ve halk arasında ‘Meryemlik’ olarak anılan bir kilise var. Aslen Konyalı olan Azize Thekla’nın Aziz Paulos’tan etkilenip Hıristiyan olduğu, bu yüzden yakılmak üzereyken yağan yağmurun ateşi söndürmesiyle kurtulduğu kabul edilir. Daha sonra Aziz Paulos’la birlikte kaçmaya başlayan azizenin son olarak Silifke yakınlarındaki bu mağaraya sığındığına inanılır. Söylenceye göre paganlar kendisini yakalayacağı sırada mağaraya girerek ortadan kaybolmuş. Bu mağaranın üzerine 5.yüzyıl’da bir bazilika inşa edilmiş. Merdivenlerle inilen mağaranın içine azizenin büyük boy bir ikonası konulmuş. Azize Thekla’nın saklandığına inanılan mağara Hıristiyanlarca kutsal kabul edilerek ziyaret ediliyor. Yalnızca ilçe merkezi değil Silifke’nin dört bir yanı tarihi eserlerle dolu. Silifke - Mersin karayolu üzerindeki Karadedeli köyünden İmamlı köyüne kadar uzanan yol boyunca ve Karadedeli’nin kuzeyindeki Karakabaklı, Işıkkale ve Sinekkale köylerinde Roma ve Bizans dönemine tarihlenen kalıntılar bulunuyor. Susanoğlu (Corasium) beldesinden dağ yoluna sapıldığında da Roma dönemine tarihlenen anıt mezarlarla karşılaşılır. Özellikle Paslı yakınlarında bulunan ve yöre halkı tarafından Mezgit Kale olarak bilinen Korkusuz Kral Anıtmezarı, kabartmalarıyla çok etkileyici ve oldukça iyi korunmuş bir yapı.
CENNET DE CEHENNEM DE BURADA Silifke’ye 20 km uzaklıktaki Narlıkuyu koyu balık lokantaları ile ünlü. Narlıkuyu’dan kuzeye doğru giden yolun üzerinde üç obruk bulunuyor. Obrukların en büyük olanı Cennet Obruğu diğer ikisi ise Cehennem Obruğu ve Dilek Mağarası olarak adlandırılır. Cennet Obruğu’nun güney ucunda yalnızca bir duvarı kalmış Zeus Tapınağı bulunuyor. 70 metre derinliğindeki Cennet Obruğu’nun içine 452 basamaklı bir merdivenle iniliyor ve giriş biletli. Obruğun içinde, 300. basamakta 5.yüzyıl’da Meryem Ana adına yaptırıldığı bilinen kiliseye görülüyor. Biraz daha aşağıya doğru inildiğinde ise obruğun dibine varılıyor. Obruğun dibinde Strabon’un da söz ettiği ‘acısu’ artık yok. Ancak, bir yeraltı nehrinin uğultu şeklinde derinlerden gelen sesi duyuluyor. Bu nehir, 2 km. kadar ileriden yeryüzüne çıkar ve Narlıkuyu’dan denize dökülür. Nehrin döküldüğü Narlıkuyu koyunda Roma döneminde bir hamam inşa ettirilmiş, hamamın tabanındaki bulunan mozaikler ise benzersiz. Geçmişte günahkarların ve suçluların atıldığı kabul edilen Cehennem Obruğu’nun içine ise inilemiyor. Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon’u buradaki yendikten sonra, onu Etna Yanardağı’nın altına sonsuza dek kapatmadan önce Cehennem çukurunda hapsetmiş. Biraz ileride de sarkıt ve dikitlerle süslü, içine demir bir merdivenle inilen bir mağara vard. Buraya astımlılara iyi geldiği kabul edildiği ve içinde dilek tutulduğu için Astım - Dilek Mağarası deniliyor. Silifke’deki kalıntıların çokluğu antik dönemde taşıdığı önemi gösteriyor. Toroslar’a doğru ilerledikçe çok sayıda antik yerleşimle karşılaşılır. En iyi korunmuş tarihi kalıntılar ise Uzuncaburç kasabasında. Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Diocaesera kenti anıtmezarları, sütunlu caddesi, tiyatrosu, tören kapısı, çeşme, Şans Tapınağı, Zeus Tapınağı ve Zafer Kapısıyla tipik bir Roma kenti. Yakınlardaki Ura antik kentinin de Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın başkenti olduğu bilinir, buradaki tiyatro, su kemeri, çeşme gibi kalıntılarda geniş bir alana yayılmıştır. Uzuncaburç yolu üzerindeki Demircili’de de Romalı soyluların görkemli anıtmezarları bulunuyor.
GÖKSU DELTASI Doğu Akdeniz’in en büyük ırmağı olan Göksu Deltası, gölleri, sazlıkları, tuzlu bataklıkları ve kumsallarıyla Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından. Delta verimli topraklarıyla yöreye bereket saçarken, Paradeniz ve Akgöl lagünlerinde de hatırı sayılır ölçüde balıkçılık yapılıyor. Aynı zamanda bir çok bitki ve hayvan türünün sığınağı olan deltada nesli tükenme tehlikesi bulunan Saz Horozu gibi 300’ü aşkın kuş türünün de yaşadığı saptanmış. Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen deltanın yaklaşık 10 km uzunluğundaki kumsalına da ‘Caretta caretta’ ve ‘Chelonia mydas’ türü deniz kaplumbağaları yumurtlamaya geliyor. Ayrıca, Akdeniz fokları da deltayı mesken tutuyor.
KÖY MÜZELERİ VE KÜTÜPHANELERİ PROJESİ İlköğretimin sekiz yıla çıkarılmasıyla, taşımalı eğitime geçilince 20 bine yakın köy ilkokulu kapandı. Kapanan yalnızca köy okulları değildi, köylere ışık saçan öğretmenlerin dönemi de kapandı. Silifke’de yaşayan Metin Kömbe adında duyarlı bir yurttaşımız terk edilen köy okullarının değerlendirilmesi için altı yıl önce ‘Köy Müzeleri ve Kütüphaneleri Projesi’ni geliştirmiş ve 80 köy ve beldeye bu projenin gerçekleştirilmesi önerisinde bulunmuş. 2004’te Silifke’nin Kavak köyündeki okul binasını onartarak müze ve kütüphane olarak hizmete açılmasını sağlamış. Müzede köyden toplanan eski eşyalar sergilenirken, bağışlarla toplanan kitaplarla da güzel bir kütüphane oluşturulmuş. Okulun bahçesi de açık hava müzesi ve köy parkı olarak düzenlenmiş. Kömbe projenin amacını şöyle açıklıyor: Yok olmakta olan tarihi ve kültürel değerlerimize sahip çıkmak, bir araya toplamak, korumak, paylaşmak ve gelecek kuşaklara aktarmak. Başta çocuklar olmak üzere, tüm halkımızın aydınlanmasına, eğitim ve öğretimine katkıda bulunmak. Kömbe 2007’de de Şebinkarahisar’ın Bayhasan köyünde yine terk edilmiş okul binasını onartarak bir müze-kütüphane açılmasını sağlamış. İyi ki Metin Kömbe’ler var...
TEŞEKKÜR Yazı ve fotoğraflardaki katkıları için Metin Kömbe’ye çok teşekkür ederiz. www.mkombe.blogcu.com
ERSOY SOYDAN ersoy.soydan@gmail.com
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/1/2007 - REZALETE SON VERELİM
Taşımalı eğitime geçilmesiyle birlikte kullanılmayan okul binalarının içler acısı hali sık sık yerel basınımızda gündeme getiriliyor. Camı çerçevesi kırılmış, bahçe duvarları yıkılmış, çatısı çökmüş binalar. İçine girildiğinde ise insanın yüreğini bir kat daha sızlatan görüntüler. Bayrağımız, Atatürk resmi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe tabloları yerlerde pislik içinde. Söylenecek çok şey var, ama önce şunu belirtmek istiyorum; madem bu binalar kaderine terk edildi, hiç değilse önlerindeki tabelalar çıkarılmalıydı. Bu vahim tablodan birinci derecede muhtarlar sorumlu. Köyü yönetmek üzere seçilen muhtarlar, devletin, milletin malına sahip çıkmazlarsa, kim sahip çıkacak? “Efendim ben elimden geleni yapıyorum, ama kapısında 24 saat nöbet tutamam ki. Çoluk çocuk camını çerçevesini kırıyor” dediklerini duyar gibi oluyorum. Tabii ki sadece muhtarın çabasıyla olmaz. Ama muhtar bu konuda kararlı ve titiz olursa, köylüyle el ele vererek proje geliştirirse bu binalar çeşitli amaçlar için kullanılabilir. Bu konuda Kaymakamlıktan, Milli Eğitimden ve sivil toplum örgütlerinden destek alabilirler. Ama önce kendilerinin gayretli olması gerekiyor. İlçe Kaymakamımız Ahmet Beyoğlu bu konuda çok hassas. Basınımızda çıkan haberler üzerine Milli Eğitime ve muhtarlara bir uyarı yazısı göndermiş. Yazısı şöyle: “Taşımalı eğitim nedeniyle boşaltılan ve atıl durumda bulunan okul binalarındaki Atatürk köşeleri, hitabeler, bayrak v.b. eşyaların, okulun terk edilmesi nedeniyle içeriye giren bir takım kişilerce yerlere atıldığı ve bu durumun basında haber konusu edildiği gözlenmektedir. Bu sebeple, ivedi olarak, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve köy muhtarlıklarınca müşterek olarak bu tür okulların bakım, onarım, temizlik hizmetlerinin yapılarak bu okulların öncelikle köy halkının yararlanabileceği kütüphane, kurs binası v.b. ihtiyaçların karşılanmasında değerlendirilmesi, yapılacak teftiş ve denetimler sırasında benzer durumların tespit edilmesi halinde ilgililer ve sorumlular hakkında yasal işlem yapılacağının bilinmesi.”
Kaymakamımızın konuyu çok önemsediğini ve titizlikle takip edeceğini biliyorum. Kendisine destek ve yardımcı olmalıyız. Bu binalar bu güne kadar çevrelerine ışık saçtılar. Buralarda okuyan insanlarda çok hatıraları var. Bu binalar köylerimizin vitrini haline getirilmeli. Müze, kütüphane, kurslar ve benzeri çok çeşitli amaçlar için kullanılabilirler.
Sanıyorum okurlarımızın çoğu Kavak Köyü Müze ve Kütüphanesi’ni duymuşlardır. Viran haldeki okul binası istenirse ne hale getirilebiliyormuş, bir örnek olarak işte orada yıldız gibi parlıyor. Bence Kaymakamımız köy muhtarlarını toplayarak orayı gezdirmeli. Her köyümüzde de benzer projeler yaşama geçmeli.
04-01-2006 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

Kavak Köyü İlkokulu viran haldeyken komple elden geçirildi.

Ve böyle oldu. Müze ve kütüphane olarak hizmet veriyor.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/12/2006 - MODERN KENT OLACAKSA...
Silifke modern bir kent olacaksa, bu kentte yaşayan herkese sorumluluklar düşüyor. Geçen hafta yerel gazetelerimizde Silifke’deki biriketci ve mermercilerin isyanı vardı. Bilmem okudunuz mu? Dediklerine göre, belediye “On gün içinde işyerlerinizi boşaltın” demiş. Belediyenin kendilerine yer göstermeden böyle bir uyarı yapmasına tepki gösteriyorlar. Belediye ise yaptığı açıklamada, “Yeni Sanayi Sitesi’nin üstündeki yeri kendilerine gösterdik” diyor. Burada şu haklı, bu haklı meselesine girmek istemiyorum. Tekrar vurgulamak istiyorum, eğer Silifke modern bir kent olacaksa, bunun gereklerini yerine getirmek gerekiyor. Öyle müstakil bahçeli evleri yıkıp, kibrit kutusu gibi binaları yan yana dizmekle modern kent olunmuyor. Modern kentleşme bir planlama işi. Ülkemizde planlar yapılmıyor değil. Arzu edilen ölçülerde olmasa da, iyi, kötü planlar yapılıyor. Ama bunlar da uygulamada delik deşik ediliyor. Eşe, dosta, yandaşa plan sökmüyor. Planın adı ‘ben yaptım oldu’ oluyor. Silifke’de biriketcilerin, mermercilerin v.b. işyerlerinin, gelişigüzel kentin çeşitli yerlerinde, konutların arasında bulunmasını hiç kimse hoş karşılamaz. Acilen sorun çözülmeli ve topluca bir araya getirilmeliler. Ancak yeni taşınacakları yerde de düzenli ve intizamlı olmalılar.
Silifke’de yapılaşma hızla devam ediyor. Merak ediyorum, Silifke’deki konut açığı ülke ortalaması kadar var mı? Konut açığını gidermek tabii ki gerekiyor. Ama bunu yaparken, belediye ile müteahhitler el ele vererek kenti güzelleştirmeye de çalışmalılar. Arsaların tamamını betonlaştırmak yerine, otopark ve yeşil alanları da düşünmeliler. Bu konuda Mimarlar Odası Adana Şube Başkanı Samet Karyaldız bakın neler söylüyor: “Her yere konut yapmak kent estetiğini bozuyor. Kent denilince sadece konut düşünülmemeli, güzel oteller, prestij yapılar da olmalı. Binaları peynir kalıbı gibi yan yana koyup, ortasından da yolu geçirerek imar planı olmaz. Ana arterlerde yapılaşma, yol kenarlarında daha alçak binalar, gerilere gidildikçe daha yüksek binalar şeklinde olmalı.”
Hangisi doğru sizce? Samet Karyaldız’ın söyledikleri mi, yoksa Silifke’deki uygulama mı? Irmak kenarına ve Atatürk Bulvarı’na çok katlı binalar yaptık. Bunların arasındaki binalar cüce gibi kaldı ve sanki tost makinasına girmiş gibiler.
XXX
Yaklaşık 2 ay önce faaliyete geçen www.forumsilifke.com adlı site üniversitelerde okuyan Silifkeli gençlerin buluştuğu bir site. Ben de üye oldum. Silifkeli gençler sizleri bekliyorlar. Onlara merhaba deyin.
19-07-2006 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/12/2006 - TOZDAN, ÇUKURDAN BIKTIK
Havalar ısınıyor. Kapıları, pencereleri açmanın zamanı geldi. Ama nerede… Açtığımız anda içeri toz bulutu doluyor. Ne balkona çıkabiliyoruz, ne de çamaşır asabiliyoruz. Apartmanımızın altındaki esnaf arkadaşlar ise burunlarından soluyorlar. Belediye sözüm ona sokağımızda düzenleme yaptı, parke taşı döşedi. İş bitti, birkaç araç geçince yol çeşitli yerlerinden çöktü. Söküldü, tekrar yapıldı. Kısa bir süre sonra yine çöktü. Bu kez söküp parke taşı döşemediler, çöken yere mıcır döktüler. Ama ne mıcır, neredeyse safi toz. Bir araç geçmeye görsün, büyük bir toz bulutu havalanıyor, dükkanların içine, balkonlardaki çamaşırların üzerine, camlara ve de evlerin içine doluyor.
Sahi çukur dedim de, Silifke’de çukur olmayan bir cadde yada sokak var mı acaba? Numune olarak bir tane gösterilebilir mi? Parke döşeli yada asfalt olsun, hemen hemen tüm cadde ve sokaklar çukurlarla dolu. Seçim meydanlarında Silifke’yi şöyle çağdaş şehir yapacağız, böyle modern kent yapacağız diyenlerin çağdaşlıktan ve modernlikten kastettikleri nedir acaba?
İnşaat sektörü çok canlı. Buna tabii ki seviniyoruz. Çünkü lokomotif sektör. Bir de beraberinde getirdiği olumsuzluklar olmasa. Başta Atatürk Bulvarı’nda olmak üzere, birçok yerde otopark ihtiyacı hiç düşünülmeden inşaatlar mantar gibi bitiyor. Yarın birgün buralarda oturacak insanlar araçlarını nereye koyacaklar? Çarşıda yaşanan trafik ve park sorunu şehrimizin heryerinde fazlasıyla yaşanmayacak mı? Hal böyleyken bu sorunu çözecek olan kurum Meteoroloji Müdürlüğü değil herhalde. İnşaatların bir olumsuzluğu daha var. O da çevreyi kirletmeleri. Cadde ve sokaklarda inşaat döküntülerinden yürüyemiyoruz. Kaldırımları işgal ettikleri yetmiyormuş gibi, yolu bile işgal ediyorlar.
Silifke’deki olumsuzlukların aynısı, yada benzerleri beldelerimizde de var. Bir zamanlar bir arkadaşımın ‘Taşucu’nun en güzel binası’ dediği Bahriye Üçok Parkı’ndaki tuvalet rezil durumda. İçine girilecek gibi değil, bir de kapısında para alınıyor. Yine Taşucu sahilinde bulunan derme çatma büfeler ve çay bahçeleri yıkılmış, yeni düzenleme yapılmıştı. Şimdi yine adım başı büfeler yapılıyor. Bunlar başlangıçta ahşap, kiremit çatılı, albenili oluyor. Ancak zamanla yanlarına derme çatma eklentiler yapılıyor ve çok kötü bir görüntü ortaya çıkıyor. Lafı Taşucu’ndan açmışken kanayan bir yaraya da parmak basmadan geçmeyelim. Dr. Şahin Dölek tarafından yaptırılan, ancak uzun yıllardır beklemede olan Hacı Paşa Kültür Merkezi inşaatı ile ilgili bir gelişme yok mu acaba?
26-04-2006 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Metin Kömbe © 2006, Silifke
metinkombe@hotmail.com
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım • gezimanya
|