23/11/2009 - YARGIYA VE ORDUYA DARBE
YARGIYA VE ORDUYA DARBE
Hukuksuz ve kanunsuz telefon dinlemelerine karşı yargı mensupları tüm yurtta tepkilerini gösteriyorlar. Hemen hemen her kentimizde, avukatlar yürüyüşler ve basın açıklamaları yaparak iktidarı protesto ediyorlar. Bu yürüyüşlerden birisi de İstanbul’da yapıldı. Bundan birkaç gün önce İstanbul Taksim’de 47 Barodan gelen avukatlar, iktidarın yargıya karşı izlediği tutumu protesto etmek için yürüdüler. Yürüyüş boyunca, 'Gerçek hukuk devleti istiyoruz, yargıya sahip çıkıyoruz', 'Hakim, savcı, avukat adalet için el ele', 'Yargıyı sindirmek, hukukun üstünlüğünü yok etmek için yapılan yasa dışı dinlemeleri kınıyoruz' yazılı dövizleri ellerinde taşıyan avukatlar, sık sık 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz', 'AKP yargıya hesap verecek', 'Polis devleti istemiyoruz', 'Yargıya uzanan eller kırılsın' sloganları attılar. Avukatlar Taksim’e çıkınca, ilginç bir pankartla karşılaştılar. Büyük bir otelin dış cephesine asılmış olan pankartta, ‘Darbeci Baro Taksim’e Hoş geldin’ yazıyordu.
Evet, bu iktidara ve yandaşlarına göre ordu darbeci idi, şimdi yargıda darbeci oldu. Kim bu iktidarın hukuka ve kanuna aykırı icraatlarına karşı çıkıyor ve Cumhuriyet’in değerlerini savunuyorsa, hemen darbeci damgasını yiyor. İktidar yanlısı medya, akla hayale gelmeyecek karalamalarla ve suçlamalarla bu ülkenin en değerli kurumlarına, şahsiyetlerine saldırıyor. Özellikle orduya ve yargıya yönelik yürüttükleri yıpratma kampanyası, vatana ihanet suçundan başka bir şey değil. Türkiye’de ordu darbeci değil, tam aksine AKP iktidarı ve başta DTP olmak üzere tüm yandaşları orduya ve yargıya darbe yapmaktadırlar. Asıl darbeci kendileridir.
Yargıda yaşanan dinleme skandalına karşı bir tepki de avukatların çatı örgütü Türkiye Barolar Birliği’nden geldi. Barolar Birliği gazetelere verdiği ilanla, iktidarın yargıya yönelik çirkin tertiplerine tepki gösterdi. Siyasal iktidarın yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak nitelikteki uygulamalarının, hukuk devletini temelden sarstığı, adım adım otoriter bir sisteme gidildiği vurgulanan ilanda, özet olarak şu görüşlere yer verildi: “Anayasal olarak birbirine üstünlüğü bulunmaması gereken üç erkten biri olan yürütme; yasamaya egemen olma, yargıyı da kendisine bağımlı kılma girişimlerini hızlandırmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel organlarından olan yargı erki sürekli yara almakta, toplumun vicdanı ve güvencesi hırpalanmakta, ülkemiz bir kaos ortamına sürüklenmektedir.
Anayasamıza göre; kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel organları yasama, yürütme ve yargıdır. Sistemin esası, birbirine üstünlüğü olmayan bu üç erkin, belli devlet yetki ve görevlerini medeni bir işbölümü ve işbirliği içinde, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kullanmasından ibarettir.
Yine Anayasamız, bu üç erkten yargı bağımsızlığını güvence altına almış, ‘hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkeme ve hakimlere emir ve talimat veremeyeceğini, tavsiye ve telkinde bulunamayacağını’ hükme bağlamıştır.”
Evet, ordu ve yargı, toplumun en temel ihtiyaçları olan güvenlik ve adaleti sağlayan en güzide kurumlarımızdır. Onları göz bebeğimiz gibi korumalıyız. Yıpratılmaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit koymaktan başka bir şey değildir.
METİN KÖMBE
20-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2009 - AKP ATEŞLE OYNUYOR
AKP ATEŞLE OYNUYOR
Her ne kadar, ‘biz yepyeni bir partiyiz’ deseler de, AKP 1960’ların sonunda kurulan Milli Nizam Partisi zihniyetinin devamı olan bir parti. Sırasıyla kurmuş oldukları, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra, ikiye bölündüler. (Hatta şu anda üçe bölünmüş durumdalar.) Bu zihniyetin temsilcilerinin bir kısmı, yanlarına başkalarını da alarak AKP’yi kurdular. Ana çekirdek ise, Saadet Partisi adını aldı. AKP’yi kuranlardan birisi olan ve beyin takımı içinde yer alan Abdullatif Şener, Başbakan Yardımcılığı gibi en üst düzeylerde görev aldıktan sonra (yani AKP’nin yaptığı ve yapmadığı her şeye ortak olduktan sonra), Tayyip Erdoğan’la ve AKP ile yollarını ayırdı. Türkiye Partisi adıyla yeni bir parti kurdu. Böylece, 2002’ye kadar tek çatı altında olan bu zihniyet, önce ikiye, sonra da üçe bölünmüş oldu.
Saadet Partisi sözcülerinin AKP hakkında söylediklerini, sanıyorum tüm halkımız biliyor. Başta Necmettin Erbakan, o kendine has esprili üslubuyla bunlara demediğini bırakmıyor. Saadet Partisi, AKP’yi Batının güdümünde, onların dayattığı programları uygulayan ve Türk halkına sürekli kötülük yapan bir parti olarak değerlendiriyor. Bu eleştirilerine katılmamak mümkün değil. Ha keza, Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener de, eski partisini yerden yere vuruyor. Kısacası, AKP’yi sadece diğer partiler ve çevreler eleştirmiyor. AKP’yi ve izlediği politikaları, daha düne kadar birlikte oldukları eski dava arkadaşları da şiddetli bir şekilde eleştiriyorlar. İrticanın odağı olduğu tescil edilen bir parti, Türkiye’yi yönetmeye devam ediyor. AKP zihniyeti, gerek içerde, gerekse de dışarıda kırmızı çizgi diye bir şey bırakmadı. Kıbrıs, Irak ve Ermeni meselelerinde taviz üzerine taviz veriliyor. Neymiş efendim, tüm komşularla ‘sıfır sorun’ politikasıymış. Buna kargalar bile güler. Kıbrıs Türkünün kanıyla kazandığı kazanımlardan vazgeçerek mi sıfır sorun olacak? Yoksa, Irak’ın bölünerek kuzeyinde ikinci bir İsrail yaratılarak mı sıfır sorun olacak? Ya da, sınırlarımızı tanımayan ve kardeşimiz Azerbaycan’ın topraklarını işgal eden Ermenistan’a gülücükler dağıtarak mı sıfır sorun olacak? Öte yandan, içerde Avrupa Birliği’nin dayatmasıyla, etnik ve mezhepsel özellikler ön plana çıkarılarak ulusal birlik topa tutuluyor. Adını bile net olarak ortaya koyamadıkları ‘açılım’ yutturmacasıyla, milletimizi bir arada tutan değerler saldırıya uğruyor. Gözbebeğimiz ordumuz, saçma sapan suçlamalarla yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki başka bir gün yokmuş gibi, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm günü olan 10 Kasım’da, ‘Açılım’ konusunun Mecliste görüşülmesi kararlaştırılıyor. Evet, kelimenin tam anlamıyla AKP ateşle oynuyor. Fatura daha da ağırlaşmadan, AKP’nin yanlışlardan dönmesi gerekiyor. Aksi halde, ‘eyvah para etmez’. METİN KÖMBE 06-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2009 - CUMHURİYET’E VE ATATÜRK’E SALDIRI
CUMHURİYET’E VE ATATÜRK’E SALDIRI
Cumhuriyet Bayramı’nda içimizi sızlatan görüntülere ve davranışlara şahit olduk. Cumhuriyet’in 86. yılında böyle olumsuzlukları yaşamak insanı kahrediyor. Hangi birinden başlayayım. Sanıyorum hepsine sizler de şahit olmuşsunuzdur.
Bayram sabahı TRT’nin bir kanalında haberleri izliyorum. Gazetelerin birinci sayfalarına yer verilen bölümde içim daralmaya başlıyor. Bir çok gazete Cumhuriyet Bayramı’ndan büyük başlıklarla söz ederken, Zaman ve Taraf gazeteleri Cumhuriyet Bayramı’na ya hiç yer vermiyor ya da küçücük bir haber şeklinde geçiştiriyorlar. Bu gazeteler ve bunların benzerleri, sadece bu bayramda değil, her milli bayramda ve milletimizin çok önem verdiği diğer önemli günlerde, aynı tavrı (görmeme, yok sayma tavrı) sergiliyorlar. Öte yandan ne acıdır ki, bu Cumhuriyet düşmanı gazeteler, Cumhuriyetin en önemli kurumlarından birisi olan TRT’de, her sabah hem de en ön sırada ekranda tanıtılıyorlar. Zaten TRT de bu iktidarın elinde, gericilerin, Avrupa Birlikçilerin, Cumhuriyet değerlerine her gün hakaret edenlerin istilasına uğradı. Zaman ve Taraf gazeteleri, Atatürkçü, yurtsever aydınları, bilim insanlarını, siyasetçileri, askerleri akla hayale gelmeyecek, saçma sapan gerekçelerle suçluyorlar ve yargısız infazla mahkum ediyorlar. Bu gazeteler yine her gün, ordunun yıpratılması doğrultusunda olmadık yayınlar yapıyorlar. Akşam televizyonları izlerken can sıkıcı haberler devam ediyor. Denizli’de polis, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kortejine saldırmış. Görüntüler insanın tüylerini diken diken ediyor. Adı üstünde, ‘Atatürkçü Düşünce’yi yaşatmak üzere kurulmuş bir derneğin üyeleri, Cumhuriyet Bayramı’nda tören alanında saldırıya uğruyor. Dernek üyeleri, kadınıyla erkeğiyle yaka paça hırpalanarak otobüslere dolduruluyor. ‘Atatürkçü Düşünce Derneği’ yazılı pankart ise, sanki gizli bir örgütün pankartıymış gibi parçalanıyor. İnanın bu görüntüleri seyredince kanım dondu. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığının vardığı noktaya bakın. Tv haberleri devam ediyor. Domabahçe Sarayı’nda bir resepsiyon verilmiş ve burada pastadan Atatürk heykeli çıkarılmış. Bugüne kadar pastalardan dansözlerin, revü kızlarının v.b çıktıklarını görmüştük. Ama Atatürk’ün pastadan çıkarılmasını onaylamak mümkün değil. Gerçek Atatürkçüleri Cumhuriyet Bayramı töreninde yaka paça göz altına alan zihniyet, Atatürk’ü pastadan çıkarıyor. Daha neler göreceğiz bakalım. METİN KÖMBE 03-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR 04-11-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2009 - YAŞASIN CUMHURİYET
YAŞASIN CUMHURİYET
“Emperyalizmi, paralı askerlerini, işbirlikçilerini yenmek, bu hayasızca akının kökünü kazımak, kurtuluşun sadece bir parçasıydı. Gerçek kurtuluş için Batı ülkeleri ile baş edebilecek kadar güçlü olmak, yoksulluğu, ilkelliği, geriliği, çağdışılığı, bilgisizliği yenmek, aklı özgür kılmak, aydınlanmayı yaşamak, bağnazlığa son vermek, hoşgörüyü yerleştirmek, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, yüzde doksan üçü okur-yazar olmayan halkı bilgilendirmek, eğitmek, yurttaş olmalarını sağlamak, millet olmak, sanayileşmek, salgın hastalıkları kırmak gerekiyordu. Bunlar ancak barış döneminde başarılabilirdi.
Mudanya Anlaşması ile Lozan Andlaşması görüşmeleri sırasında Müttefiklerin tutumları, davranışları, oyunları, tuzakları, üslupları unutulmaması gereken olaylardır. Lozan bu yüzden eşi bulunmayan, uzun ve çok çetin bir boğuşma halinde geçmiştir. Kuva-yı Milliye ruhu ile emperyalizm, Çanakkale'den, Anadolu'dan sonra, Lozan'da da karşılaşmış ve Kuva-yı Milliye ruhu galip gelmiştir. Lozan'da barış, canavarın karnından sökülüp çıkarılmıştır.” Yukarıdaki satırlar, Turgut Özakman’ın son yayınlanan kitabı ‘Cumhuriyet: Türk Mucizesi’ isimli kitabının tanıtım yazısında yer alıyor. Evet, Sayın Özakman’ın da belirttiği gibi, emperyalistleri ve onların işbirlikçilerini yenmemiz, kurtuluşun başlangıcıydı. Gerçek kurtuluş için ise yapılacak çok şey vardı. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 86.yıldönümünde şöyle geriye doğru baktığımızda, gerçek kurtuluş için gerekenleri yeteri kadar yerine getirdiğimizi söyleyebilir miyiz? Tabii ki hayır… İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Marsall yardımının kabulü ve sonrasında Nato’ya girişle birlikte, yakamızı emperyalizme ikinci defa kaptırdık, hala kurtaramıyoruz. Ülkemizi, son 60 yıldır emperyalistlerden icazetli hükümetler yönetiyor. Dış politikadan ekonomiye, eğitimden sağlığa, kısacası devlet ve toplum yaşamının hemen her alanında, emperyalistlerin dayattıkları planlar uygulanıyor. Bölücü teröre karşı atmamız gereken adımları yeteri kadar atamıyoruz. Neden? Çünkü Irak’ı işgal eden ABD, PKK’yı koruyor. O’nun Irak’ın kuzeyinde barınmasına göz yumuyor ve başta silah olmak üzere her türlü desteği sağlıyor. Peki, bölücü teröre karşı nasıl başarılı oluruz? ABD ve AB’ye rest çekerek, kendi planlarımızı uygulayarak. Yakın tarihimizde, emperyalistlere rest çekerek kendi planımızı uyguladığımız ve başarılı olduğumuz harika bir örnek var: ‘Kıbrıs Barış Harekatı.’ Rumların soydaşlarımıza yaptıkları vahşeti durdurmaları için yaptığımız tüm çağrılara Batı sessiz kalınca, biz de gerekeni yaptık Ondan sonra ne oldu? ABD ambargo koydu. İyiki de ambargo koydular, böylece kendi savunma sanayimizi kurmaya başladık. Evet, Cumhuriyetimizin 86. yılında, dıştan ve içten kaynaklanan çok büyük sorunlarla karşı karşıyayız. Yukarıdaki gibi olumlu örnekleri artırırsak, bütün sorunların üstesinden geliriz. Birileri hala yeteri kadar bilincinde olmasa da, Cumhuriyet bizim her şeyimiz. Cumhuriyet daima yaşayacak. Yaşasın Cumhuriyet… METİN KÖMBE 30-10-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/10/2009 - YURTSEVERLER HAPİSTE, TERÖRİSTLER HERYERDE
YURTSEVERLER HAPİSTE, TERÖRİSTLER HERYERDE
Bakalım daha neler göreceğiz. Şunu peşinen söyleyeyim. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğunu söyleyenler, bugün birleşip, kenetlenip bir şeyler yapmaya kalkmadıkları takdirde, yani uykudan uyanmadıkları takdirde, yarın çok geç olacak. Çünkü ülkemiz bölünmeye doğru gidiyor. Biraz daha geç kalınırsa, çok ağır bedeller öderiz.
Son bir kaç gündür yaşadıklarımız, tehlikenin boyutlarını tüm milletimize göstermiş olmalı. Teröristlerin Türkiye’ye gelişleri, şaşalı bir şekilde karşılanmaları, derhal serbest bırakılmaları, büyük konvoylarla şehir şehir, meydan meydan dolaşmaları… Öte yandan, buna tepki gösteren gazilerin, şehit yakınlarının valilik binası önünde azarlanmaları, hakarete uğramaları… Kayseri Valiliği önünde, bir polis müdürünün gazilere ve şehit yakınlarına sarf ettiği sözler midemi bulandırdı. Teröristler için düzenlenen karşılama törenlerine tepki göstererek, 2001 yılında aldığı ‘Devlet Övünç Madalyası’nı iade etmek isteyen gazi Mete Kurt’u azarlayan polis müdürüne, “Devlet teröristlerin ayağına kırmızı halılar seriyor. Bizi ise valilik binasına almıyorsunuz” dendiğinde, verdiği cevap “ben orda yoktum” oluyor. Gülelim mi, ağlayalım mı? Hani, ‘taşları bağlamışlar, itleri salıvermişler’ diye bir söz var. Yaşadıklarımız aynen böyle özetlenebilir. Teröristler, devletimizin yıllardır yaptığı çağrıya uyarak silahlarını bırakıp Türkiye’ye döneceklerse, tabii ki dönebilirler. Ama bunun tek şartı var; Türk yargısına hesap vermeleri gerekir. Birkaç hafta önceki bir yazımda, ‘Yurtseverler Hapiste, Bölücüler Mecliste” demiştim. Yurtseverlerin yeri değişmedi, halen hapisteler. Bölücüler,teröristler ise dağda, ovada, yolda, meydanda, şehirde, mecliste, kısacası heryerdeler. AKP ve DTP el ele verdiler, emperyalistlerin planlarına alet oluyorlar. Ülkemiz bir iç savaşın, boğazlaşmanın içine sürükleniyor. Başta CHP ve MHP olmak üzere, tüm partilerimize büyük görevler düşüyor. Milletimizi içine çekilmek istendiği bu vahim durumdan, ancak ve ancak, sağlanacak birlik ve beraberlik ile güçlü bir önderlik kurtarabilir. METİN KÖMBE 23-10-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Metin Kömbe © 2006, Silifke
metinkombe@hotmail.com
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım • gezimanya
|