GEZDİĞİM.. GÖRDÜĞÜM..

30/11/2009 - KÖYLER YAŞAMALIDIR

Kategori: _evre

KÖYLER YAŞAMALIDIR

 

Birkaç haftadır, ÇEKÜL Vakfı’nın 20 yıldır kararlılıkla yürüttüğü projelere değiniyorum. Son olarak geçen hafta, ‘Köyler Yaşamalıdır’ isimli projeden söz etmiştim. Bu yazımda da aynı projeden söz edeceğim.

Son 60 yıldır izlenen yanlış sanayileşme politikaları yüzünden, kırsal nüfus kentlere akın etti. Plansız, programsız bir şekilde büyüyen kentler, insanlarımızı maalesef mutlu etmedi. Sanayileşme politikası, bölgeler ve iller arası dengeyi gözeterek yürütülmüş olsaydı, nüfus belli merkezlerde aşırı bir şekilde yoğunlaşmaz ve kentlerimiz de içinde yaşanılamayacak hale gelmezdi. Maalesef hatalar zinciri birbirini takip etti ve adına kent dediğimiz ucube yerleşim yerleri oluştu.

Peki çözüm nedir? Öncelikle yapılması gereken, mümkün olduğunca kısa sürede göç nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışmak ve geriye göçü özendirmek olmalıdır. Özellikle özgün yapıları pek bozulmamış kasabaları ve köyleri, hazırlanacak ve uygulanacak projelerle turistik yerler haline getirebilirsek, o yöre insanına çok büyük ekonomik kaynak yaratmış oluruz. Yerli olsun yabancı olsun bir turist, gittiği yörede oraya özgü ne varsa onları görmek, tatmak ve almak ister. Turizm sadece deniz, kum, güneş ve beton yığını oteller demek değil. Yöresel mimari dokusu korunmuş kasabalar ve köyler turistlerin çok ilgisini çekiyor. İşte bu tür kasabalarda ve köylerde yaşayanlar, turizmden hatırı sayılır miktarda paralar kazanıyorlar. ÇEKÜL Vakfı, bu güne kadar Anadolu’nun bir çok yerindeki kasaba ve köylerin, yukarıdaki anlayış doğrultusunda korunarak turizme kazandırılmasını sağladı. Vakfın bu doğrultuda yürüttüğü çalışmalardan birisi olan ‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’nin detayları şöyle:   

“1950`li yıllarda Prof. Dr. Metin Sözen`in başlattığı, 1975 yılında Safranbolu`da ilk sonuçlarını almaya başlayan koruma-yaşatma çalışmalarında büyük bir hareketin parçası olarak düşünülen ‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’, ilk örgütlenme ve uygulama alanını aynı yıl Safranbolu`ya bağlı Yörük Köyü`nde buldu. Bunu takip eden yıllarda ÇEKÜL Vakfı çalışmalarının öncelikli gündemini oluşturan, özgün özelliklerini korumuş tarihi kentlerin yakınında aynı kültürün ve bütünün parçası olan köylerde devam eden proje, Bursa’nın Cumalıkızık, Kemaliye’nin Apçaağa, Akseki’nin Sarıhacılar ve Süleymaniye köyleri gibi örneklerle günümüze kadar sürdü.”

‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’’nin uygulandığı köyler:

-Karabük-Safranbolu-Yörük Köyü

-Bursa-Yıldırım-Cumalıkızık Köyü

-Erzincan-Kemaliye-Apçaağa Köyü

-Antalya-Akseki-Sarıhacılar Köyü

-Antalya-Akseki-Süleymaniye Köyü

-Kastamonu-Taşköprü-Abdalhasan Köyü

-Sivas-Zara-Bolucan Köyü

-Ankara-Kızılcahamam-Taşlıca Köyü

‘Köyler Yaşamalıdır Projesi’, Şebinkarahisar’ın ve Silifke’nin özgün dokusu bozulmamaış köylerinde de uygulanabilir. Her iki ilçemizin yöneticilerinin konuya ilgi göstermelerini bekliyorum.

 

METİN KÖMBE

24-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR

25-11-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/11/2009 - GÜZEL BİR BULUŞMA

Kategori: _evre

GÜZEL BİR BULUŞMA

 

Yok olmakta olan tarihi ve kültürel değerlerimizin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması doğrultusunda çaba gösteren bir kişi olarak, aynı amaçlar için çalışan kişi ve kuruluşları çok önemsiyorum. Tarihi ve kültürü yaşatma adına yürütülen çalışmaları gördüğümde, ya da duyduğumda büyük haz duyuyorum. ÇEKÜL Vakfı (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı), önemsediğim ve faaliyetlerini takdir ettiğim kuruluşların başında geliyor. Dolayısıyla da yazılarımda ÇEKÜL Vakfından sıkça söz ediyorum.

Aynı amaç için çalışan kişiler ve kurumlar bir şekilde mutlaka karşılaşıyorlar ve bir araya geliyorlar. Geçen hafta, yürütmekte olduğum ‘Köy Müzeleri ve Kütüphaneleri Projesi’ni duyan ve benimle tanışmak isteyen ÇEKÜL Vakfı Mersin temsilcisi Sayın Semihi Vural’la buluştuk. Birisi Türkiye çapında (ÇEKÜL Vakfı), diğeri ise Mersin çapında (İçel Sanat Kulübü) faaliyet gösteren ve herikisi de yirmi yaşında olan iki güzide kurumun yöneticisi olan Sayın Vural, tam bir tarih, kültür ve sanat sevdalısı bir insan. Buluşmamızda, ÇEKÜL Vakfı’nın ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’in çalışmalarından söz ettik. ÇEKÜL Vakfı’nın ülkemizdeki koruma bilincine ne kadar büyük katkılarda bulunduğunu anlattı. Ben de kendisine, ‘Köy Müzeleri ve Kütüphaneleri’ isimli projemden söz ettim ve bir proje dosyası verdim. Semihi Bey, Silifke’de oluşumlarına önderlik ettiğim köy müzeleri ve kütüphanelerinden birisi olan ‘Kabasakallı Müze ve Kütüphanesini’ gezdiğini, çok beğendiğini söyledi. Kendisine verdiğim proje dosyasını da Prof. Dr. Metin Sözen’e ileteceğini söyledi.

Türkiye çapında çok ciddi projeleri yaşama geçiren ve kentlerimizin tarihi dokularının korunmasına önderlik eden ÇEKÜL Vakfı’nın, ‘Köy Müzeleri ve Kütüphaneleri Projesi’ne ilgi duyacağını ve sahip çıkacağını umuyorum. ÇEKÜL Vakfı bu projeye sahip çıkarsa, proje ülke genelinde hızla yayılır. Öte yandan, ÇEKÜL Vakfı sadece kentlere yönelik değil, köylere yönelik çalışmalar da yürütüyor. Vakfın yürüttüğü projelerden birisi de, ‘Köyler Yaşamalıdır’ isimli proje. Proje ile ilgili olarak ÇEKÜL’ün internet sitesinde yer alan bilgi şöyle: “Yerel kültürel varlıklarına sahip çıkan köylerin sayısı her geçen gün artıyor. Özgün değerlerini korumak ve yaşatmak amacıyla girişimlerde bulunan köyler, ÇEKÜL’ün ‘Köyler Yaşamalıdır’ projesine ilgi gösteriyor. 1975 yılında sivil bir girişim olarak Safranbolu’da başlayan, 1991’den sonra da ÇEKÜL çatısı altında süren ‘koruma ve yaşatma’ hareketi, Safranbolu yakınlarındaki Yörük Köyü’nü de etki alanına almıştı. Bu örnekten yola çıkılarak geliştirilen ‘Köyler Yaşamalıdır’ projesi, hem Anadolu’nun kalkınması, hem de göçün önlenmesi için çıkış noktası niteliği taşıyor. Bu doğrultuda pek çok köy, ÇEKÜL’ün yol göstericiliğinde ayakta kalan değerlerini korumaya çalışıyor.”

Evet, kentleriyle, köyleriyle yurdumuzun her yerinde ‘koruma ve yaşatma’ bilincini geliştiren örnek bir kuruluş olan ÇEKÜL Vakfı’ndan, projemle ilgili olarak haber bekliyorum. Haber alır almaz sizlerle paylaşacağım.

 

METİN KÖMBE

17-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR

18-11-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/11/2009 - ÇEKÜL VAKFI’NIN ÖRNEK PROJELERİ

Kategori: _evre

ÇEKÜL VAKFI’NIN ÖRNEK PROJELERİ


Daha önce birkaç yazımda, Çekül Vakfı’ndan ve yürüttüğü projelerden söz etmiştim. Çekül Vakfı, Türkiye’de gerçekten toplum yararına çalışan kuruluşlar listesinin en üst sıralarında yer alıyor. Ülkemizin doğal, tarihi ve kültürel değerleri, her geçen gün daha fazla yok edilirken, Çekül Vakfı yürütmekte olduğu çeşitli projelerle buna dur demeye çalışıyor. Daha önce vakfın, ‘Kültürel Çevre Projeleri’nden söz etmiştim, bu yazımda da ‘Eğitim Projeleri’ne değinmek istiyorum.

Çekül Vakfı’nın yürüttüğü eğitim projelerinin başında, ‘Kentler Çocuklarındır Projesi’ gelmektedir. Doğal ve kültürel değerleri korumanın yolunun, eğitimli ve bilinçli bir toplum oluşturmaktan geçtiği gerçeğinden hareket eden vakıf, bu doğrultuda çocukların eğitimine özel önem vermektedir. ‘Bana kentimi, kendimi tanıt’ sloganı ile yürütülen ‘Kentler Çocuklarındır Kültürel Eğitim Programı’nın çıkış noktası ve amaçları şöyledir:

“Yarım yüzyıldır görmezlikten geldiğimiz, değerbilmez bir hoyratlıkla tükettiğimiz, korumayı ise hiç düşünmediğimiz bir doğa ve kültür mirasına sahibiz. Bu miras, bu topraklarda yaşayan insanların yaşam kaynağı ve ‘Ben kimim?’ sorusunun cevabı. Ancak ağırlıklı olarak geleceği tasarlamaktansa, bugünü kurtarmayı seçmiş olan toplumumuzda, doğa ve kültür varlıklarımız hızla yok oluyor. Bunun sonucu olarak da, doğal ve kültürel değerlerimizi yarına taşıyacak olan yeni kuşaklar, yaşadıkları çevrenin doğa ve kültür değerlerine yabancı olarak yetişiyor.

ÇEKÜL Vakfı, 2003 yılından bu yana ‘Kentler Çocuklarındır’ başlığı altında bir kültürel eğitim programı yürütmektedir. Çalışmanın amacı, çocuklara kentlilik bilinci kazandırmak, yaşadıkları kentin doğal ve kültürel zenginliğinin farkına varmalarını sağlamaktır. Çocuk yaratıcılığını öne çıkaran katılımcı eğitim yöntemlerine dayanan program; oyunlar, seramik, maket, resim, grup çalışmaları gibi etkinliklerle yürütülmektedir. Çocukların yaşadıkları kenti görerek ve hissederek tanımaları için müze, ören yeri ve el sanatları atölyelerine geziler ve kentin yaşlılarıyla yapılan sohbetlerle zenginleştirilmiş bir program uygulanmaktadır. ‘Yaşadıkları kente farklı bir gözle bakmayı’ öğrenen çocuklar, eğitim sonucunda kentlerinin gönüllü Kültür Elçileri olmaktadırlar.”

‘Kentler Çocuklarındır Projesi’ni yıllardır başarı ile yürüten Çekül Vakfı’nın bir başka eğitim projesi ise, ‘Kent Belgeselleri’ isimli proje. Bu güne kadar, hepsi birbirinden değerli doğal ve kültürel değerlere sahip bazı kentlerimizin belgeselleri hazırlandı. Titiz ve detaylı bir çalışma sonucunda oluşturulan bu belgeseller, her kentimiz için yapılabilmeli. Bu güne kadar hazırlanan belgeseller şunlar:

Zamanda Yürümek (Bursa), Ve Taşlar Tanıktır (Diyarbakır), Korumanın Başkenti (Safranbolu), Sırların Kenti (Kütahya), Sessizliğin Bin Rengi (Milas), Bereketin Toprağı (Adana), Anadolu'nun Kilidi (Afyonkarahisar), Gidenlerin Ardından (Kastamonu), Kontrastların Harmonisi (Antalya), Doğu'nun Uygar Kenti (Kars), İki Dünya Arasında (Kapadokya), Tarihin Kilidi (Çanakkale)

 

METİN KÖMBE

10-11-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR

11-11-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/10/2009 - GİRESUN’U SEL ALDI

Kategori: _evre

GİRESUN’U SEL ALDI


‘Çarşamba’yı sel aldı’ diye başlayan meşhur türkü bu günlerde, ‘Giresun’u sel aldı’, ‘Artvin’i sel aldı’ ya da toptan ‘Doğu Karadeniz’i sel aldı’ diye söylenecek herhalde. Son yıllarda doğal dengenin gittikçe bozulması, mevsimlerin klasik özelliklerinin değişmesine neden oldu. Aşırı yağışların neden olduğu seller, yurdun birçok yerinde büyük zararlara yol açıyor. Yurdumuzun en çok yağış alan bölgelerinden birisi olan Doğu Karadeniz Bölgesi’ne de, normalin üzerinde yağış yağınca hayat felç oldu. Bölgemizdeki sel felaketinin en büyük faturasını da ilimiz Giresun ödeyecek.

Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu durumu şöyle değerlendiriyor: ''Bu bir doğal afettir, bunlar zaman zaman olur. Tabii Giresun, daha doğrusu bölgemiz yağış alan bir bölgedir. Kısa süre önce Artvin'de de aynı sorun yaşandı. Buna göre planlama yapmamız lazım. Dere yataklarına ev yapmamamız lazım, dere ıslahlarını bitirmemiz lazım, bunlarla ilgili çalışmalar yapmamız lazım. Selle yaşamayı öğrenmeliyiz, bunun için altyapıyı hazırlamalıyız, yağışsız bölge gibi altyapıyla beklememeliyiz. Çünkü yağış alan bir bölgeyiz. Bunu yapamazsak böyle sıkıntılara maalesef her zaman gebe olacağız''

Evet, Başkan Aksu çok güzel ifade etmiş. Sorun da, çözüm de dönüp dolaşıp alt yapıda düğümleniyor. Felaketin tek sebebi ve suçlusu olarak aşırı yağışları gösterirsek, çok büyük yanlış yapmış oluruz. Bu yaşanan sel felaketinde bizim hiç mi suçumuz yok? Dere yatağına bina yaparsak, yol, köprü, kanalizasyon, enerji nakil hattı gibi alt yapı yatırımlarını gerektiği gibi yapmazsak fatura tabiî ki çok ağır olur.

Hemen hemen yaşadığımız bütün olumsuzlukların ve felaketlerin temelinde, sağlıksız kentleşme yatıyor. Kırsal kesimden kentlere doğru olan yoğun göç, kentleri kent olmaktan çıkardı. Kentlerimiz alt yapısız, plansız ucube birer yerleşim yeri haline geldiler. Birçok kentimizde, bırakın aşırı yağışları, iki damla yağmur düşünce bile, çukur semtleri ve alt katları su basıyor, elektrik kesiliyor, trafik kilitleniyor ve kazalar meydana geliyor.

Son 50-60 yıldır uygulanan yanlış kentleşme politikalarını bırakarak, bilimi ve planlamayı merkezine oturtan politikalara dönmediğimiz sürece, daha çok sel faturaları öderiz. Giresun’un felaket bölgesi ilan edilmesi sorunu çözmez. Sorun, planlı kentleşme yoluyla kökünden çözülmeli.

 

METİN KÖMBE

04-08-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/10/2009 - ÇAĞDAŞ UYGARLIK

Kategori: _evre

ÇAĞDAŞ UYGARLIK


9 Temmuz 2009 tarihli Sözcü gazetesinde okuduğum iki haber, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmakta ne kadar geri olduğumuzu teyit eder nitelikteydi. Haberlerden birisi İngiltere kaynaklı idi ve 101 yaşındaki bir İngiliz kadının uzun yaşamının sırrına yer veriyordu. Haber şöyleydi: “İngiliz Connie Brown, 81 yıldır dur durak bilmeden çalışıyor. Rahmetli kocası Sidney ile 1928 yılında Pembroke’de açtıkları balık-patates lokantasını hala işleten 101 yaşındaki Brown, ‘Uzun yaşamımın sırrı sürekli çalışmam ve lokantada her gün bol bol patates yemem’ diye konuşuyor. Connie Brown, bundan 81 yıl önce kocasıyla birlikte açtığı lokantasını hala aynı yerde işletiyor.”

Bu haberin iki yönünü biraz irdelemek istiyorum. Birincisi, uzun yaşamak için sürekli çalışmak gerektiğine vurgu yapıyor. Evet, çalışmak çok sihirli bir sözcük. İnsan sürekli, kendisi için, ailesi için ve toplum için çalışmalı ve bir şeyler üretmeli. Bir kenara çekilerek pasif kalmak, hem sağlığı bozar, hem de ömrü kısaltır. Maalesef insanlarımız, çok erken yaşlarda hareketsiz, pasif bir yaşama sürükleniyorlar ve üretimden, toplumsal faaliyetlerden kopuk bir yaşam sürüyorlar. Ama Batılılar böyle mi?  Haberdeki örnekte de görüldüğü gibi, yaşları çok ilerlemiş olmasına rağmen, hala çalışıyorlar, yazıyorlar, çiziyorlar ve dünyayı geziyorlar.

Haberde dikkatimi çeken ikinci yön ise, 1928’de açılan lokantanın hiç yerinin değişmemesi. Yani, 81 yıl önce açılan lokanta aynı yerde faaliyetini sürdürüyor. Bir işletmenin, böylesine uzun bir süre aynı yerde faaliyetini sürdürmesi, kent kültürünün devamlılığı açısından çok güzel bir örnek. Kentler, meydanlarıyla, bulvarlarıyla ve yukarıdaki örnekte olduğu gibi köklü işletmeleriyle anılırlar. Gelişmiş Batı ülkelerinde, kentlerin tarihi dokularının korunması doğrultusunda çok titiz davranılıyor. Yeni yerleşim alanları, tarihi semtlerin uzağında, yine titiz bir şekilde ve modern şehircilik biliminin gerekleri yerine getirilerek oluşturuluyor. Biz de ise, kentlerimizin tarihi birikimi, kötü bir mirasyedi zihniyetiyle talan ediliyor. Sözcü gazetesindeki, sözünü ettiğim ikinci haber bu konuyla ilgiliydi. İstanbul’da bulunan bazı okul binaları, iş merkezine dönüştürülmek üzere satılacakmış. Satış listesinde yer alan okulların büyük çoğunluğu, bulundukları semtlere renk katan, çok köklü eğitim kurumları. Neredeyse, bulundukları semtler bu okullarla anılıyor. Hal böyle iken, bu okullara arsa gözüyle bakanlar, buraları satarak hem İstanbul’un dokusunu bozmakta, hem de kültürünü katletmektedirler. Bu zihniyet yakında, tarihi sarayları, köşkleri ve hatta camileri bile, ‘arsaları çok kıymetli, buralara gökdelenler, iş merkezleri kuralım’ diyerek satılığa çıkarırsa hiç şaşırmayalım.

 

METİN KÖMBE

14-07-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR

15-07-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Metin Kömbe © 2006, Silifke metinkombe@hotmail.com

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Konuk Defterim

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
gezimanya