1/10/2009 - ÇAĞDAŞ UYGARLIK
ÇAĞDAŞ UYGARLIK
9 Temmuz 2009 tarihli Sözcü gazetesinde okuduğum iki haber, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmakta ne kadar geri olduğumuzu teyit eder nitelikteydi. Haberlerden birisi İngiltere kaynaklı idi ve 101 yaşındaki bir İngiliz kadının uzun yaşamının sırrına yer veriyordu. Haber şöyleydi: “İngiliz Connie Brown, 81 yıldır dur durak bilmeden çalışıyor. Rahmetli kocası Sidney ile 1928 yılında Pembroke’de açtıkları balık-patates lokantasını hala işleten 101 yaşındaki Brown, ‘Uzun yaşamımın sırrı sürekli çalışmam ve lokantada her gün bol bol patates yemem’ diye konuşuyor. Connie Brown, bundan 81 yıl önce kocasıyla birlikte açtığı lokantasını hala aynı yerde işletiyor.”
Bu haberin iki yönünü biraz irdelemek istiyorum. Birincisi, uzun yaşamak için sürekli çalışmak gerektiğine vurgu yapıyor. Evet, çalışmak çok sihirli bir sözcük. İnsan sürekli, kendisi için, ailesi için ve toplum için çalışmalı ve bir şeyler üretmeli. Bir kenara çekilerek pasif kalmak, hem sağlığı bozar, hem de ömrü kısaltır. Maalesef insanlarımız, çok erken yaşlarda hareketsiz, pasif bir yaşama sürükleniyorlar ve üretimden, toplumsal faaliyetlerden kopuk bir yaşam sürüyorlar. Ama Batılılar böyle mi? Haberdeki örnekte de görüldüğü gibi, yaşları çok ilerlemiş olmasına rağmen, hala çalışıyorlar, yazıyorlar, çiziyorlar ve dünyayı geziyorlar. Haberde dikkatimi çeken ikinci yön ise, 1928’de açılan lokantanın hiç yerinin değişmemesi. Yani, 81 yıl önce açılan lokanta aynı yerde faaliyetini sürdürüyor. Bir işletmenin, böylesine uzun bir süre aynı yerde faaliyetini sürdürmesi, kent kültürünün devamlılığı açısından çok güzel bir örnek. Kentler, meydanlarıyla, bulvarlarıyla ve yukarıdaki örnekte olduğu gibi köklü işletmeleriyle anılırlar. Gelişmiş Batı ülkelerinde, kentlerin tarihi dokularının korunması doğrultusunda çok titiz davranılıyor. Yeni yerleşim alanları, tarihi semtlerin uzağında, yine titiz bir şekilde ve modern şehircilik biliminin gerekleri yerine getirilerek oluşturuluyor. Biz de ise, kentlerimizin tarihi birikimi, kötü bir mirasyedi zihniyetiyle talan ediliyor. Sözcü gazetesindeki, sözünü ettiğim ikinci haber bu konuyla ilgiliydi. İstanbul’da bulunan bazı okul binaları, iş merkezine dönüştürülmek üzere satılacakmış. Satış listesinde yer alan okulların büyük çoğunluğu, bulundukları semtlere renk katan, çok köklü eğitim kurumları. Neredeyse, bulundukları semtler bu okullarla anılıyor. Hal böyle iken, bu okullara arsa gözüyle bakanlar, buraları satarak hem İstanbul’un dokusunu bozmakta, hem de kültürünü katletmektedirler. Bu zihniyet yakında, tarihi sarayları, köşkleri ve hatta camileri bile, ‘arsaları çok kıymetli, buralara gökdelenler, iş merkezleri kuralım’ diyerek satılığa çıkarırsa hiç şaşırmayalım. METİN KÖMBE 14-07-2009 YENİ ŞEBİNKARAHİSAR GAZETESİ-ŞEBİNKARAHİSAR 15-07-2009 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE
|