GÖÇ YOLLARI

2006-10-27 11:04:01

Ne zaman içim sıkılsa;- hani canım, modern insanların deyimiyle depresyona girsem-çocukluğuma dönmek isterim.Çocukluğumun geçtiği bizim köye, yörük köyüne dönmek isterim.

         Yaz gelince (karneyi bile almadan) bir telaş alırdı ailemizi. Hazırlıklar yapılır, babam çarşıdan, yaylada lazım olacak çay, şeker, deterjan... alır , borçlarını kapatırdı. Annem de, seyilde(sahilde) kalacak olan yatakları naftalinlerdi. Ne zaman naftalin kokusu alsam göç hazırlıkları aklıma gelir. Akşam göç kararlaştırılırdı.

          Kararlaştırılan gün geldiğinde, bir kamyona  ihtiyaç duyulan önemli eşyalar yerleştirilir, arkada kalan boş kısma inekler konurdu. Kamyon üzerinde yaklaşık 3 saat sürecek yolculuğa başlardık.Uzun Toros dağlarını tırmanırken havanın değiştiğini,tarlalarda güvercingözü,hardal ve karamık çalılarının sarı, mor çiçeklerini fark etmemek mümkün değildi.   

       Davarları abim ve akrabalarımız 2 ay önceden yaylaya sürmüşlerdi.Hiç unutmam;bir seferinde ben de davarla yürüyerek gitmiştim yaylaya.Göç yollarını, dedem anılarını anlatarak öğretirdi bizlere. “Bak oğlum, anam beni  şu tepenin arkasında doğurmuş. Bubam askere gidince, Doksan Harbi’nden bir daha dönmemiş...”,  arkasından derinden bir ooff çekip,ebemi nasıl kaçırdığını anlatırdı. Belli ki hala seviyordu.

        Silifke’nin Çadırlı Köyü’nden, Mut’un Demirkapı  yaylasına çıkıncaya kadar, yol boyunca yerleşim yeri olmadığı halde gördüğüm mezarlıkların kime ait olduğunu sorardım. Dedem,  “Ah oğlum ah ; o mezarların hepsi bizim  akrabalarımızın. Her mezarlıkta mutlaka dayım, emmim ,gardaşım yatar “ derdi. “Bugünlerde ev kamyonla gidiyor, eskiden deveyle göçerdik. Hastalanıp ölenleri  taşıyamazdık tabi,göç de beklemediği için en yakın yere koyuverirdik.”

        Sabah güneş doğmadan  yola çıkıldı. Davar sürüleri önde,  ben kah davarın arkasında, kah   önündeydim. Mut’a yaklaşırken, Kesikköprü’den Göksu’yu geçerken, Sarıkeçililer de deveyle  göçüyorlardı.  Dedem , Sarıkeçililer’in   yaşlı olanlarını çok iyi tanıyordu. Ne de olsa bin yıldır aynı yolları kullanıyorlardı.Bizleri çadırlarına konuk ettiler. Bağdaş kurduk, otururken sacın üstünde bazlamanın kokusu burnuma geliyordu. Sıcak bazlama ve taze tereyağını serin sabahta afiyetle yedim. Çadırın benim yaşlarımda bir kızı vardı. Kırmızı güllü uzun fistanı,al al yanakları ve çakır gözleriyle dikkatimi çekmişti.Yüzümü çevirdiğimde, bakır tastaki ayranı bana uzattığını son anda fark ettiğimde yüreğim hop etmişti.Hiçbir ayran o kadar serin ve tatlı olmadı.

      Yayla  köyüne(Demirkapı) geldiğimizde yüzleri yanık, elleri çatlamış çocuklar karşılardı bizleri.  Onlara seyilden(sahilden) gelenlerin hep yaptığı gibi şeker dağıtılırdı.     

        Ne güzeldi köy çocuğu olmak. Her yer parktı bizim için, çelik-çomak oynar,yağmur duasına  çıkardık.Toplu halde inek otlatmaya çıkar, azıklarımızı paylaşırdık.Azığında beğenmediği yiyecekleri olanların bağırarak, “anama o kadar dedim de gene yumurta goymuş” diye  söylenmesini, çevresindeki arkadaşları yatıştırır, yiyeceklerimizi paylaşırdık.

         Kardeşliği, dostluğu, paylaşmayı yaylalarda  öğrendim.Parmağımı kesince tuz basmayı, arı sokunca çamur sürmeyi öğrendim.

         Ne güzel yakışıyordu bu insanların yanık yüzlerine hüzün ve mutluluk ........, doğum da , ölüm de Allah’tandı. “Öyleyse biz çalışmalıyız” derlerdi.

           Artık o göç yollarında tanıştığımız, hiç tanımadığı insanlara sofrasını, evini açan insanlar yok, komşusunun koyunu öldüğü için gözyaşı döken komşular da yok.

........Oysa şimdi?..... kocaman bir şehrin , kocaman bir mahallesinde ve kocaman bir evde yapayalnızım. Modernizmin  bütün imkanları içinde bireyselleşen bir ara kuşağım sanki.      

Yalnız kendisi için sevinen ve üzülen insanlardan olmamak için mücadele ediyorum.

           Ve ne zaman canım sıkılsa, köyümü düşlüyorum. Kekik kokan dağları, eşek anırmalarını, horoz ötmelerini, yayık yayan kadınları anımsıyorum. Bu şehirde aldığım hiçbir tereyağı anamın tereyağına benzemiyor, tıpkı benim anam gibi köydeki bütün anaların diğer kadınlara benzemediği gibi...

         Ben şanslıyım anılarımda koklayabileceğim bir köyüm var. Ya çocuklarımın...

Dağların o kekik kokusunu hiç duyamayacak ya da duyduklarında korkarım hiçbir şey hissetmeyecekler.    

     “GÖÇ YOLLARI” nda buluşmak dileğiyle..      

       Sağlıcakla kalın!

 

HERGÜN BİR YERDEN GÖÇMEK

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

Mustafa Saydam, 18.02.2006 

mustafa06727@hotmail.com

 

 

5
0
0
Yorum Yaz