LAFA KARNIMIZ TOK İCRAATA BAKALIM

2006-11-02 11:44:00

ABD’nin 11 askerimizi kaçırması ülkemizde büyük bir infiale neden oldu. Siyasi partiler de çeşitli şekillerde olaya tepkilerini gösterdiler. Bazıları derhal ABD elçilik ve konsolosluk binalarının önünde eylem yaptı, bazıları basın toplantıları yaptı, bir kısmı ise yazılı basın açıklamaları ile yetindiler. Bu konuda hiç tepki göstermeyen, ses çıkarmayan siyasi partiler de oldu mu acaba? Ben detaylı bir şekilde takip edemedim, bilen varsa bizde öğrenelim. Ben, ABD’nin yaptığı bu iğrenç eyleme karşı çıkan bazı siyasi partiler üzerinde duracağım. DYP,ANAP ve MHP, Genel Başkan düzeyinden ilçe başkanına kadar basın açıklamaları yaptılar. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, “Askerlerimizin başına geçirilen çuval Türkiye’nin başına geçirilmiştir” dedi ve hükümeti ağır bir dille eleştirdi. ANAP ve MHP yetkilileri de benzer açıklamalar yaptılar. Bunları dinleyince ve okuyunca insan kulaklarına ve gözlerine inanamıyor. Bu partiler ya yeni kuruldu, ya da hiç iktidara gelmediler sanki. Soruyorum hangisi? ABD’ye sözüm ona lafla efelik taslıyorlar. Mehmet Ağar’ın bu sözü üzerine, geçenlerde bir gazete okuru “Türkiye’nin başına çuval 60 yıl önce geçirildi” demiş. Bu partiler ve daha başkaları 60 yıldır Türkiye’yi yönetiyorlar. Birbirleri hakkında demediklerini bırakmıyorlar ama iktidara gelince hep ABD’nin emrine giriyorlar. Yoksa, ABD’nin emrine girmeden Türkiye’yi yönetmek mümkün değil mi? 16-07-2003 SESİMİZ GAZETESİ-SİLİFKE Devamı

ABD VE AB'YE TAPANLAR

2006-11-02 11:42:00

“Yeni komşumuz ABD haklı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ortadoğu haritası yeniden çizilecek.” Milliyet gazetesi yazarı Derya Sazak, 9/5/2003 tarihli köşesinde böyle yazıyor. Benzer yazıları ve görüşleri, hergün birçok gazetede okuyoruz, televizyonlarda dinliyoruz. Amerika nereden bizim komşumuz oluyor muş? Bu yazar çizer takımı, komşumuzu işgal eden ABD’yi, halkımıza yeni komşu olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Bununla yetinseler yine iyi. Bir kısmı ise, Türkiye’yi AB ve ABD’ye işgal ettiriyor. Nasıl mı? Örnek çok, işte bir tanesi. Paris’te yaşayan Gazeteci-Yazar Mine G. Kırıkkanat son yazdığı “Bir Gün, Gece” adlı romanında, Türkiye için felaket senaryoları yazmış. Senaryoya göre, İstanbul’da iki deprem birden oluyor, hem AB, hem ABD Türkiye’yi işgal ediyor. Seçilen konuya ve zamanlamaya bir bakın. Gazeteci Ahmet Tulgar, Milliyet’in Pazar ekinde (11/5/2003) Kırıkkanat’la romanı üzerine bir söyleşi yapmış. Kırıkkanat’ın burada söyledikleri yenilir yutulur cinsten değil. Tulgar “Siz yurt dışında yaşıyor ve böyle bir roman yazıyorsunuz. Romanda ,Türkiye’de yabancı işgalcilere karşı bir direniş örgütleyen, başlatan  kahraman yurt dışında yaşayan bir Türk, hatta yarı Türk, yarı Fransız. Geri planda faaliyette olanlar da hep misyonerler, konsolosluk görevlileri. Türkiye’ye Türklerden umut yok mu sizce?” şeklinde bir soru yöneltmiş. Verilen yanıt insanın tüylerini diken diken ediyor. “Siz Türkiye’nin ileriye gitme safhasında içeriden bir şey gördünüz mü? Atatürk, Batı’ya bakarak yapmadı mı İstiklal Savaşını? Bana Türkiye’nin oturup kendi iradesiyle karar verip de yaptığı bir şey gösterir misiniz Allah aşkına! Son demokratikleşme reformlarını bile AB’nin zoruyla yapıyoruz.” Benzer görüşleri başta Çetin Altan olmak üzere Ahmet Altan, Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand, Hasan Cemal, Ertuğrul Özkök, Cüneyt Ülsever v.b... Devamı

ALİ ER'E AÇIK MEKTUP

2006-11-02 11:13:00

Hükümet bu yıl 93.4 milyar dolar borç ödeyeceğini açıkladı. Bunun 82 milyar doları iç borç, 11.4 milyar doları dış borçmuş. Borç ödemesinin %75’i, yine iç borçlanmayla gerçekleştirilecekmiş. Borcun borçla ödenmesi; ne kadar kolay bir yol değil mi? Değil dediğinizi duyar gibiyim. Bu konuda, halkımızın ve devletimizin lehine, çok güzel bir öneride bulunduğunuzu, gazetelerde okudum. Haber şöyle idi: AKP Mersin Milletvekili Ali Er, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, iç borç yükünün hafifletilmesi için, borç alınan kişilere bu yıl yapılacak faiz ödemesinin ertelenmesini ve bu kişilere daha düşük faizle uzun vadeli tahvil verilmesini önerdi. Er, arkadaşlarının ‘bravo’ diye destekledikleri konuşmasında; “İç borç aldığımız arkadaşları çağırıp, ‘Arkadaş, ülke bu durumda, görüyorsun. Yarın bu ülke batarsa, hep beraber gideceğiz. Gel bir orta yol bulalım. Uzun vadeli tahvil verelim. Faizini biraz daha ucuz verelim. Kusura bakma, idare et. Bu güne kadar aldığın yeter. Kabul etmezsen yarın bunu da bulamayacaksın’ diyelim. Durumumuz iyi değil. Allah korusun, gidiyoruz. 8.5 katrilyon liralık yatırım yapılacak, 80 katrilyon iç borç faizi ödenecek. Bu faizi ödemeyip, 40 katrilyon liralık yatırım yapsak, kalanıyla da işçiye, köylüye destek olsak, işler yoluna girer. İstihdam sağlanır, yatırım sonucu döndükçe faizi ödeyecek para da gelir.” Sayın Er, bu önerinizden dolayı sizi tebrik ediyorum. İşte çözüm bu. Tabi ki, bu çözüm yolu birilerinin işine gelmiyor ve holding medyası “iç borçlar için saatli bomba gibi öneri” diyor. Bu öneriyi yapmakla, aslında bir özeleştiri ve itirafta bulunuyorsunuz. Yanılmıyorsam, Meclis’te en uzun süre bulunan üç milletvekilinden birisi sizsiniz. 1983’ten beri Meclis’tesiniz ve üyesi olduğunuz partiler son 20 yılın büyük bir kısmında iktidardaydı. Eski partiniz ANAP’ta Genel Başkan Yardımcılığı dahil bir çok kademede görev aldınız. Ülkemizin bu duruma gelmesinde, bu bo... Devamı

DEMİREL SÜTTEN ÇIKAN AK KAŞIKMIŞ (!) (5)

2006-11-02 00:39:00

Evet, 12 Temmuz 2001 tarihinde başlayan Demirel macerası, 2 Ağustos 2001 de sona erdi. Sona erdi diyorum, çünkü kendisine tekrar yanıt vermedim. Demirel’in mektubundan çıkan sonuç, “kendisi sütten çıkan ak kaşıkmış(!)” 1960’lardan bu yana son 40 yılın en büyük bölümünde, en yetkili mevkilerde bulunan Demirel (kendi hesabıyla 12 yıl Başbakanlık ve 7 yıl Cumhurbaşkanlığı olmak üzere toplam 19 yıl) diyor ki; “Benim yönetime dahil olduğum Türkiye’de ne kıtlık oldu, ne açlık oldu, ne de kriz oldu.” Demirel’in iddiası ve tespiti doğru ise, kıtlık, açlık ve kriz Türkiye’de ya hiç olmadı, ya da diğer yöneticiler döneminde oldu. “Ya hiç olmadı” diyorum, çünkü Demirel dışındaki diğer politikacılara da sorsanız, bu tür olumsuzluklar onların dönemlerinde de olmamıştır. Ülkemizi 40 yıldır sözümona yöneten politikacıların en önemli ortak özelliklerinden birisi, birbirlerini en ağır şekilde eleştirerek, beceriksiz ve kifayetsiz olduklarını belirtmeleridir. Bu güne kadar hepsi, objektif değerlendirme yapmadan, sadece kendisinin iyi ve doğru yaptığını, diğerlerinin yanlış yaptığını söyledi. 1997 yılında, bir gazetenin okur mektupları köşesinde, bir emekli Albay şöyle diyordu; “1967 yılında Harp Okulu’nu bitirip Teğmen olduğumda Demirel Başbakan’dı, 1997 yılında Albay rütbesiyle emekli oldum, Demirel Cumhurbaşkanı.” Bu örnek bile, tek başına birçok şeyi ifade ediyor. Anayasa değişikliği yapılıp Demirel’in görev süresi uzatılsaydı, “yedi sene başarı ile yaptım, bunu hiç kimse tartışmadı” dediği Cumhurbaşkanlığı görevine devam edecekti. Sanki TBMM’de, ya da 70 milyonluk ulusumuz içinde Cumhurbaşkanı olabilecek başka yurttaş yokmuş gibi. Sayın Demirel mektubunda;”Türkiye’ye bir ömür verdik. Sizi memnun edememişiz. Daha ne yapmamız lazımdı, bilemiyorum? Yiğidi öldür, hakkını ver!” diyor. Ben kendisinden bir özeleştiri yapmasını ve “evet kardeşim,... Devamı

DEMİREL SÜTTEN ÇIKAN AK KAŞIKMIŞ (!) (4)

2006-11-02 00:36:00

“Sayın Metin Kömbe; 25 Temmuz 2001 tarihli mektubunuzu aldım. Sizin düşüncelerinizi herhangi bir şekilde ortaya koymak nasıl hakkınız ise, benimde öyle hakkımdır. Mektubunuzda; ‘Başarısız olan insanları ve fikirlerini gündemde tutmaya çalışmalarını yadırgıyorum. (Örneğin; Siz, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Recep Tayyip Erdoğan, Erdal İnönü, Deniz Baykal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Kemal Derviş v.s.)’ diyorsunuz. Siz böyle dediniz diye buna razı olalım mı? Vatandaşsınız. Sizi bu sebeple önemsiyorum. Diyorum ki, vatandaş olmanız, ‘başkalarına haksızlık yapma hakkı’nı size vermez. Sıraladığınız kişiler, eğer haklarındaki kanaatinizi bilirlerse, diyecekleri vardır. Ben ise, sizin fikrinize hiç katılmıyorum. Çünkü bu, büyük haksızlıktır. Türkiye’de 12 sene Başbakanlık yaptım. Başbakanlık koltuğuna zorla gelip oturmadım. Fevkalâde müşkül şartlar altında halkın hür iradesine müracaat ettim, her defasında seçildim. 1965, 1969, 1979, 1991’de, hep en çok oy alarak seçildim. Halk bizi seçerken, hep yanlış mı yaptı? O kanaatte iseniz, zaten tartışma biter. 1993’de Anayasa’nın istediği şarta uyarak TBMM tarafından, üyelerin hür iradesi ile Cumhurbaşkanı seçildim. Bu da mı yanlıştı? Ve 7 sene bu görevi yaptım. Başarı ile yaptım. Bunu hiç kimse tartışmadı. İkinci defa seçilebilmem için Anayasa değişikliğine gidildi. Bu değişiklik Meclis’te 540 milletvekilinden 408’ini imzası ile talep edildi ve 303 oy aldı. Anayasa değişikliği yapılabilseydi bu oy, ikinci defa seçilmeye yeterdi. Bu talep, benden gelmedi, Meclis’ten geldi. Benim yönetime dahil olduğum Türkiye’de ne kıtlık oldu, ne açlık, ne de kriz oldu. Bu ülkede; -Yanan ışıkta, -Üstünden geçilen yol ve köprüde, -İçinde okunan okulda, -Yüzünüzü yıkadığınız, içtiğiniz ve tarlanızı suladığınız suda, -İçinde tedavi gördüğünüz hastanede, -İçinde çalıştığınız fabrikada, bizim hissemiz vardır. Hür ve serbest Türkiye için uğraş verdik, pek ... Devamı